Ve aşkın en acımasız silahıydı özlemek!

(Öyle bir zaman ve öyle bir haldeydim ki.. Rüya mıydı yaşadıklarım, yoksa bir kabus muydu bu uyandığım?)

Kendimi arıyordum kendimce; başka başka tenlerde, terli, ıslak, isterik bedenlerde. O tenler ki her birinin ayrı bir hikayesi vardı benim için. Kimi zevk için, kimi aşk için; kimi pişmanlığım, kimi gözyaşım; kimi aldanışım, kimi sarhoşluğumdu.

Kanını içtiklerim, kanımı içenler, etini yediklerim, etimi yiyenler, sevdiklerim, sevildiğimi sandıklarım, sevemediklerim ve ben diye bildiğim bütün o sahipsiz kalmış bensizliklerde arıyordum kendimi. Elimde dünden kalmış eski bir siyah-beyaz fotoğraf, avucumda yağmurdan silinmiş adressiz yırtık bir adresle!

Anladım ki çıkmaz sokakların ortasındaydım. Ve çıkmaz sokaklarda kaybolmuştum bir başıma..Ne zaman, hangi tarihte, ne için ve daha önemlisi “kim için” çıkmıştım bu çıkmaz sokaklardaki yolculuğuma, onu bile unutmuştum!
Devamı >> Ve aşkın en acımasız silahıydı özlemek!…

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Şimdi ben sen’im..

Şimdi ben yolunu kaybetmiş küçük bir çocuğun anne diye ağlayan yakarışıyım.
Şimdi ben kendini kanıtlama derdine düşmüş yeniyetme bir avukatın çıtkırıldım savunmasıyım.
Şimdi ben yağmur duasına çıkmış bir çiftçinin kurak geçen rüyasıyım.
Şimdi ben yüreğinin götürdüğü yere gitmiş, canını adadığı kara sevdasının peşine düşmüş yorgun ama yılmamış tek başına bir mecnunum.
Şimdi ben vakitsiz yağan kar, yağmursuz geçen bahar, mevsiminden önce açan çiçek, dalından koparılmış meyve, öksüz ve yetim kalmış küçük bir çocuğun duadaki minicik elleri, yalnız geçen bir gecenin sabahıyım..
Şimdi ben sen’im,
Şimdi sen ben’sin, ama sen bunu nereden bileceksin.
Devamı >> Şimdi ben sen’im…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Dudaklarımda sen varsın..

Seni sana anlatmak, seni gözlerime bırakmak, seni sensizlikte yaşamak, anlatacağım aşk öyküsüyle seni göğsümde uyutmak benimkisi! İyi bak buraya sevgili..

Sen, sana yazdığım bu satırları okuyorsun. Ben sigara içiyor, seni gözlüyorum. Gözlerimdesin. Hiç bu kadar sevmemiştim gözlerimi. Saçların parlıyor gözlerimde. Kamaştırıyor. Saçların mı dalgalanmış, yoksa saçlarımın dalgasına mı karışmış gül kokusu saçların?

Sözlerini bilmediğim, dilini öğrenemediğim ama benim de çok sevdiğim bir şarkıyı mırıldanıyor dudakların. Sesinin hüznü dolduruyor kulaklarımı. Oy yar. Can yar. Güzel yar. Dudaklarında bir ses, sesinde tek bir hece, çözemediğin bilmeceyim ben. Aşk’ım. Aşk!

Sen, sevdiğin insanlarla birliktesin. Eğleniyorsun. Neşen yerinde bir halin var, gülüyorsun. Yüzün gülüyor. Gözlerindeki hüznü gizleyemiyor ama gülüşlerin. Ben, ensendeyim. Kokun siniyor tenime. Fark etmiyorsun. Geçmiş tarihli komik bir anısını anlatıyor yanında arkadaşın. Dinliyorsun. Dinliyorum. Dokunsam ürkeceksin, seslensem korkacak. Parfümünü değiştirmişsin, ama senin kokun değişmemiş hiç!

Sokakta yürüyorsun. Ayaklarında kırmızı pabuçların, kolunda kırmızı bir çanta. Düşünceli bir halin var. Bakışların melankolik. Gözlerinin buğusunu ifade etmeye kelimeler yetersiz. Göz göze geliyoruz. Gözlerini yakalıyor gözlerim. Fark etmiyorsun beni. Öylesine dalgın ki adımların, öylesine başka bir dünyadaki gözbebeklerin; camdan bir levha olup kırılıyorum karşında. Paramparça. Darmadağın!

Sen, yemeğini yiyorsun. Akşamın turuncu kızıllığı vuruyor saçlarına. Çatal bir elinde, bıçak bir elinde. Bir orkestra şefi gibisin oval yemek masasının bir ucunda. Dışarıda akşam oluyor. Ve ben karanlığın çökmesine vakit kapına geliyorum. Duyamıyorum sesini. Sessizlikte geçen zaman bir asır gibi. Tek kelime etmiyorsun. Sadece televizyondan yayılan bir müzik sesi. O da kısık olabildiğine. Sessizlik yani. Bir sessizliğin, bir çatal bıçak sesleri, bir de kapının önünde delicesine atan kalbim!

Gökte dolunay. Soğuk. Sokağın köşesinde sokak lambalarından uzak bir duvar dibinde evsiz bir köpek, yavrularını emziriyor. Gözleri mutluluk ışıltısı. Bir karaltı süzülüyor sonra sokakta, elleri cebinde. Gölgesi yanıbaşında. Karışıyor karanlığına gecenin.

Gece. Kitaplarına gömülmüş, masa lambası ışığında çeviriyorsun sayfaları. Okuduğun kitapta bir kara sevdalı yürek var.Beynine kazınanınsa kitaplardaki kahramanlar değil ben olduğumu bilmiyorsun. Okuyorsun. Romanı. Beni!

Başın sol yanında, yastığı kavramış bir elin. Yorgan üzerinden sıyrılmış hafifçe. Geceliğin yetersiz vücudunu örtmede. Üşüyorsun. Üşüdüğünü hissetmiyorsun. Rüya görüyorsun. Beni görüyorsun. Her gece uyuduğunda yaptığın gibi. Beni görüyorsun. Sahilde oturduğumuz bankta güneşin doğuşunu seyrediyoruz birlikte. Denize yansımasını güneşin renklerinin. Suya karışmasını. Başını omzuma yaslamışsın, ellerin avucumun içinde. Dudaklarında ben varım. Dudaklarımda sen varsın! Yaşanan “an” içinde yalnızca biz varız!

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.