Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi!

geceGece yine sorgusuz sualsiz yeni bir günü kucaklıyor sevgilim; senin olmadığın bu ıssız, senin olmadığın bu yalnız, senin olmadığın bu sessiz şehirde.. Köhne şehirde! Eskimiş şehirde! Esrikliğinde! Bense her zamanki gibi yokluğunun girdabında sensizliğin kör kuytusundayım bir başıma.. Bildiğim bütün dillerde en olmadık tehditler savuruyorum kadere, bu sensiz şehrin lanet olası yalnızlığında!

 

Mavi suların kıyısında yürüyorum tütünün dudaklarımı yakan hovardalığında, sessizliğim denizin hırçınlığına karışıyor çaresiz.. Yakamozlar vururken ayın aksinde mavi sonsuzluğa, dudaklarımdan isyanlara bulanmış umutsuzluk hammalı kırk okka yakası açılmadık küfürler karışıyor alacakaranlığa.. Denizin huysuz dalgaları savrulup vururken ayaklarıma, velev ki biraz ıslanmışım çok mu; ben zaten kaç demdir sırılsıklamım hasretinin dergâhında kutsi aşkınla..

 

Kendimi gömüyorum bu yoksul karanlığa istisnasız her gecenin ortasında; kendi selâmı kendim okuyorum, yıldızlar cemaat, kendi namazımı kendim kıldırıp zifiri siyahı kefen yapıyorum sersefil varlığıma.. Her gece kendi cenazemi kaldırıyorum ben, bu sensiz şehirde bütün insanlık derin uykularının bilmemkaçıncı soluksuz devresindeyken.. Toprak niyetine üstüme attığım gecenin karanlığı toprak gibi dost değil acı kokuyor, acımasızlık kokuyor!
Devamı >> Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi!…

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Ah sevgilim..

Gözlerini istemiyorum senden,

Ellerini de!

Hatta kokunu bile!

Varsın dolanmayayım diline de!

Ah sevgilim..

Ben senin yüreğine talibim sadece!

***

Bana seninle aynı şehirde aynı havayı solumak,

Aynı caddelerde yanyana,

Elele yürümek nasip olmayabilir!

Aynı parkta ulu ağaçların gölgesinde,

Ya da dökülen sonbahar yapraklarının

Kumral sarılığında yürüyüp,

Bir çay bahçesinde karşılıklı oturup,

Tavşan kanı demli çay arasında

İki lafın belini kıramayabiliriz..

Birlikte vakit geçirip,

Başbaşa bir yemek bile yiyemeyebiliriz..

Kendi ellerimle kopardığım bir gül tanesini,

Saçlarının arasına

Yine kendi ellerimle takamayabilirim..

Öyle ki ellerinin dokusunu,

Parfümünün kokusunu,

Teninin sıcaklığını hiç bilemeyebilirim!

Ah sevgilim..
Devamı >> Ah sevgilim…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Öyle bir hazine ki.. Can gibi!

 

Nice yenilmez sultanın, haşmetli padişahların, kudretli hükümdarların gelip geçtiği, saltanatların yıkılıp saltanatların kurulduğu, Leyla ile Mecnun’dan tut Kerem ile Aslı’ya kadar ölümsüz aşıkların dillere destan olduğu, farklı farklı hayatlara, milletlere ve insanlara ev sahipliği yapan bu dünyanın mucizelerden mütevellit olduğunu, yaşadığımız ve yaşayacağımız bir çok şeyin müsebbibinin yaşamımıza kıyısından köşesinden dahil olan mucizeler olduğuna inanırdım yıllar öncesinde.. Küçüktüm.. İçimdeki çocuk yüreğim, içinde olduğumuz şehrin duvarlarının mucizelerle örülü olduğunu söylüyordu bana; yeter ki istemesini bilelim! Hani sanki her şey sadece dilemekle, istemekle olurmuş gibi, istemesini bilenlerin çok şanslı olduğunu, dilekleri gerçekleşmeyenlerin istemesini bilmeyenler olduğunu, istemesini bilmeyenlerin ise gaflet içerisindeki aciz insanlar olduğunu düşünüp bir de onlar için üzülürdüm.. Hatta onlar adına ben mucize isterdim Tanrı’dan! İşin aslının ise aslında hiçte öyle olmadığını öğrendiğimde artık çocuk değildim!

 

 

Yıllar yılları kovalıyordu peşisıra.. Büyüyordum ve gerçekleşeceğini düşündüğüm, hayal ettiğim ve dahi dilediğim bütün mucizelerim yerlerini teker teker birer birer hayal kırıklıklarına bırakıyordu.. Betona düşen cam bardaklar gibi tuz buz darmadağındı bütün mucizelerim.. Mucizelere olan inancım yerini umutsuzluğa bırakıyordu.. Meğer mutluluk çocukken ne kadar da ucuzmuş.. Anladım ki hayatta mucizeler değil, toz pembe hayaller ve karşılığında şeytani kahkahalarıyla acı gerçekler vardı.. Mucize diye sarıldığım nice şey un ufak oldu, hiçliğe karışıp yalan oldular. Gerçek tekti ve benim küçükken gerçek bildiklerimle zerre kadar alakası yoktu.. Sanki bambaşka bir dünyaya doğru yol alıyordum sarı saçlarım yavaş yavaş siyaha çaldıkça..Ve benim gerçeklerim inciniyordu düşlerimin ortasında!

 

 

Oysa ki aşk dedikleri, bir kişi için insanın koca bir dünyayı karşısına alması değil miydi? Ve sahip olduğumuz hayatlar, sadece bize ait olmak zorunda değil miydi? En güzel özgürlük değil miydi koşulsuzca sevebilmek ve sınırsız bir aşk.. Peki bize diretilen hayatların ne kadarı gerçekten yaşamaktı? Gölge oyunlarında tüketiliyordu nice ömürler, iplerse hep başkalarının elinde!
Devamı >> Öyle bir hazine ki.. Can gibi!…

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.