Zuhuratsın sen şimdi benim yüreğimde..

Zuhuratsın sen şimdi benim yüreğimde, ondandır bir damla yaş olmayışı gözlerimde!..

Kanıyordu Karadeniz, kıpkırmızıya kesiyordu temiz mavi suları.. Kanadıkça akıyordu boylu boyunca.. Yakıyordu Karadeniz, serin sularına dokundukça.. Bir daha giren olamayacak gibiydi bundan sonra azgın deli dalgalarına.. Sarhoş olmayacak gibiydi bir daha Karadeniz, bahar rüzgarında kış güneşinde yaz yağmurunda.. Kanıyordu Karadeniz kıpkırmızı, kaybettiklerinin aşkına..

Gecenin üç otuzları öksüz kaldı.. Yarım kaldı.. Yitirdi anlamını yavaş yavaş yazılmamış tarihinin küf tutacak sayfalarında.. Yavaş yavaş anlamsızlaştı her şey, fluya çaldı.. Huzursuz vakitlerin demlerindeyim şimdi.. Yaşanmamış yılların hasretinde, yorgun senelerin özleminde, vakitsiz ölümlerin gün dönümlerindeyim..

Küçük çocukların sevinç kaynağı sürpriz yumurtalar vardır, bilirsin hani.. Ne mutlu olurlar küçücük oyuncaklarla minik yürekleri.. Benim sürpriz yumurtalarımdan sadece hüzün çıktı bugüne kadar.. Birleştirdikçe parçaları, yayıldı hüzünler, sardı çepeçevre her bir yanımı.. İçim hüzün doldu, dışım hüzün oldu. Hüznümün çiçekleri boy verdi, göz yaşlarımda sulandı..

Baktığım aynalarda hüznümü gördüm yüzümde.. Korktum! Korktum inan hüznümden.. Aynalar haykırıyordu hüznümü, sanki ben bilmiyormuşum gibi.. Ama korktum ben bu hüzünden, bir başkaydı bu defa hüznümün çizgileri solgun yüzümde..

Kentler düştü, şehirler çöktü içimde, yıkıldı viran oldu bütün dünya sessizliğimde.. Duyuramadım kimseye yaklaşan tehlikeyi.. Tarif edemedim üzerime çöreklenmiş zehiri.. Sustum, sustukça zehire bulandı dünyam..

Kurduğum düşlerim orta yerinden parça parça oldu gözlerimin önünde.. Süt dökmüş kedi gibi seyrettim öylece.. Elimden bir şey gelmedi düşlerimi kurtarabilmek için.. Canım acıdı her bir parçası imkansızlara karıştıkça.. Durduramadım içimin sancısını üç otuz paralık aşklarla gecenin üç otuzlarında.. Sahiplenemedim sahte sevdaları yüreğimin yangınında.. Olmadı çare.. Döküldüm.. Döküldü umutlarım düşlerimin gezegeninde..

Kahretmeyi çoktan geçmiştim, küfretmeyi öğrendim uzun gecelerde.. Ve gecelerin de bir sonu oluyordu, sen güneş doğsun istemesen de.. Artık var olmayan bir sevdayı totem yaptım kendime, her güneş doğuşunda son ibadetimi gerçekleştirip uzattım bedenimi kurban niyetine.. Almadı! Tanrısız uykularda terledim gündüzden geceye..

Kendi küllerimden yeniden doğmayı denedim anka kuşları gibi.. Olamadım.. Beceremedim.. Doğuşumda bir şeyler eksik kaldı hep.. Prematüre doğumlarla cebelleştim, bulamadım çaresini hiçbir hekimde.. Kendime döndüm yine, beni ben yapan kimsesizlikle.. Her seferinde..

Çıkmaz sokaklarda buldum kendimi, çıkmaz düşüncelerle, ne idüğü belirsiz sevdaların peşinde.. Çıkmazlara girdim, açmazlara meyillendim, kendimi koydum hayat denen zıkkımın orta yerine, bir çözüm üretemedim, teoride kaldı zırvalıklarım pratiğe dökemedim.. İnceldim, inceldikçe hırs yaptım benliğime, kaybetmeyi yediremedim..

İçi boş bir öykü, bir günlük şarkıyım ben artık, yarına kadar unutulacak.. Oysa bestelenmeyi bekleyen bir aşk var hala içimde, biliyorum.. Sahibini arayan dizeler yüreğimde… Sessizlikte..

Hüzünbaz bir sessizlikle.. Bekliyorum..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Düş’tüm.. Düştüğüm yerde bıraktım bütün parçalarımı..

Geceleri gecelerime sıraladım yokluğunda.. Sayamadıklarım saydıklarımdan çok geldi, bıraktım saymayı sensizliği.. Zoruma gitti.. Şimdi kalkmış bana biz aslında bir düş’tük diyorsun.. Sana tutunmuştum oysa ben.. Sendin benim kimliğim.. Sendin benim tek özgürlüğüm.. Senin özgürlüğünün bir çift sözüne razı olmuştum ben.. Özgürlüğünün dalgalı saçlarına dolamayı istemiştim sana kokan ellerimi.. Yakamozları seyretmek istemiştim düş bakışlarında.. Şimdi sen bana bu bir düş’tü diyorsun ya.. Düştüm ben en sarp uçurumlardan senden kalanların dehlizine, yoksa hala görmüyor musun? Kirleniyor mavi gökyüzü, mavi denizler ‘gerçek’ sandığım, inandığım bütün ‘yalan’larla.. Kaldır başını, ya da git bak sahile, hiç mi fark etmiyorsun? Hadi, hadi beni bir daha kandır yalan bir aşkla! Hadi yalan bir masal daha anlat bana, içinde sen ol, ben olayım, yalandan da olsa ‘biz’ olalım!

***

Usul usul yağan yağmurun sesi açıyor gözlerimi sabahın erken saatlerinde.. Yağmurun toprakla birleşip sabah rüzgarıyla odama dolan o ferah kokuyu duyumsuyorum yattığım yerden.. Serin.. Kollarım uyuşmuş bir halde, akşamdan kalma halime aldırmadan yalpalaya yalpalaya kalkıp lavaboda yüzüme su vuruyorum.. Sıcak.. Yağmurun serinliği suya etki etmemiş.. Yüzümü yıkadıktan sonra bir sigara yakıyor, balkona çıkıyorum yağmuru hissedebilmek için..

Islak.. Çıplak ayakla basmayı tercih ediyorum balkonun yağmur sularıyla ıslanmış zeminine.. Gökyüzü kapalı.. Gri bulutlar güneşin kendini göstermesine engel. Bu yağmur uzun süreceğe benzer. Aylardan Ağustos, günlerden Pazar, saat sabahın altısı.. Kendimle savaşacağım bir gün daha başlıyor!

Sokak lambaları hala sönmemiş, hava kapalı olduğundan olsa gerek.. Tam karşımdaki sokak lambasının ışığında yağmurun şiddetini ölçebilmek mümkün.. Yattığım odaya bahçeden dolan o ferah koku balkonda yerini betonla karışık bir kokuya bırakıyor, ama yağmurun kokusu aynı.

Sabahın bu saatinde sokakta kedilerden başka bir şey yok.. Onlar da kaçışıyorlar bir o yana bir bu yana.. Hallerinden memnun oldukları pek söylenemez. Bisikletiyle gazete dağıtan çocuk beliriyor sonra, yağmurluğu sırılsıklam olmuş, selesindeki gazetelerin üzerini ıslanmasınlar diye naylonla örtmüş.. Yağmurun ters istikametinde, gazetelerini bir an önce bitirip sıcak yatağına kavuşma düşleriyle, işini büyük bir ciddiyetle yapar bir halde, gazeteleri bıraktıktan sonra kapı zillerine basıp yoluna devam ediyor..

Bir an için göz göze geliyoruz, o an anlıyorum bu saatte ayakta olmasından ve yağmurda bu denli ıslanmasından dolayı hoşnutsuz surat ifadesini. Onun gibi zorunlu olmadığı halde neden ıslanmayı tercih ettiğimi merak ediyor sabahın bu vakti belki de.. Gözden kaybolana kadar izliyorum bu sarı yağmurluklu genç adamı.. Koskoca sokakta yalnız başına, yağmura inat yağmurun üstüne üstüne ilerleyişini..

Şöyle, hafif bir müzik olsa diye geçiriyorum içimden.. Yağmurun sesiyle bir ahenk oluştursa.. İstiyorum.. İçeri girip, kurulanıyorum. Yağmurun sevdasına oldukça ıslanmışım. Müzik sisteminin önüne çöküp, albümleri karıştırıyorum. Ne çalacağımı bildiğim halde, diğer alternatifler neler olabilir diye bakınıyorum. Sonra daha baştan düşündüğüm gibi İlhan İrem’in 94 model Romans albümüne karar kılıyorum. Romans, Merhaba Koridor, İki Duvar Arasında, Gül Kokulu Çeyiz Sandığı ve diğerleri çalmaya başlıyor sırayla.. Ama özellikle Gül Kokulu Çeyiz Sandığı tabii ki..

hayallerimin sedef kapısını açınca
gül kokusu döndürür başımı
solgun, nazlı rüzgarda
saçında çiçeklerle gelirsin bana
gül kokulu çeyiz sandığı
yalnız gecelerde kıvranırken dalga dalga
gül kokulu çeyiz sandığını açınca
solgun, nazlı rüzgarda
saçında çiçeklerle gelirsin bana
ve örteriz üzerimize geceyi
unut unut bunları ! unut unut bunları !
hayalleri, yalanları ez / ez / ez çiçekleri ez,
hayalleri, yalanları ez / ez onbir pondluk ökçelerle
güzellikleri çerçeveler gibi boya dudaklarını
kır aynaları kır / kır / kır / kır kopar bağlarını
bir omuzunu göz kırpar gibi açıkta bırak
birşeyleri savur, birşeyleri yak !
yüreğini kapa ne kaldıysa senden sana, benden sana
sıkı sıkıya / sıkı sıkıya / sıkı sıkıya
yüreğini kapa ne kaldıysa senden bana, benden sana
sıkı sıkıya / sıkı sıkıya / sıkı sıkıya
‘tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler’

Yağmur bir yandan yağarken, çayımı hazırlıyor, demlenmesini beklerken uzanıyorum kanepeye gözlerimi kapatıp.. İlhan İrem yağmura eşlik etmeye devam ediyor fonda.. Uykum yok. Uyuyamam da zaten bu saatten sonra. Hayaller, hatıralar gelip kıvrılıyor yanı başıma. Birbiri ardına sıralanıyorlar peşisıra.. Kah gülümsüyorum hatırladıklarıma, kah yumruk yapıyorum ellerimi sıkı sıkıya.. Ve bir damla gözyaşı dökülüyor yanaklarımdan aşağıya..

Oysa ben yağmur bulutlarına yüklemiştim gözlerimdeki yaşları, sevgilinin üzerine yağsınlar, ıslatsınlar, ona yağmurlu bir günde beni hatırlatsınlar diye.. Şimdi oyunbozanlık edip, yakıp gidene yıkıp gidene yalan dolan bir seviye gözyaşı niye..

Soru sormayı bırakalı çok oldu aslında, kabullendim yeniden ıssızlığı(mı).. Olmamayı.. Hiç olmamışım gibi davranılmayı.. Düş’tüm. Düştüğüm yerde bıraktım bütün parçalarımı; ruhsuz bir beden, nedensiz bir varlığım, yokum, belki de hiç yoktum zaten sevgilinin düşlerinde..

Tek şekerli çayımın mezesi yine vazgeçemediğim kötü arkadaşım. Sigara.. Az kaldı, sen de yalan olacaksın diyorum elimdeki sigaraya tehditkar bir ses tonuyla. Daha dün gece kadehimdeki aslan sütüne de sıkmıyor muydum bu palavrayı.. Kendim bile inanmadığım halde dediklerime.. Sahiplerinin bile inanmadığı ama inanmam istenen, inanmam beklenen yalanlar gibi..

Yalanlar.. O kadar alışmışım ki söylenen yalanlara.. Yaşam tarzı, bir trend yapmışlar yalanları ruhlarına, varlıklarına. Özüne, sözüne güvendiğim insanlar bile kendilerine yalan bir dünya yaratmış yalanlarıyla. Bildiğim tanıdığım yüzler, maskelerinden yalnızca biriymiş meğer.. Meğer dört bir yanları yalan olmuş; sevgileri aşkları gibi, kendileri gibi.. Nerden baksam yalan, nerden tutsam yalan, nerden inansam yalan. Yalan oğlu yalan! Bildiğim ne varsa onlara dair, külliyen yalan.. Farkında bile değiller üstelik yalan hayatlarının, kendilerince haklı sebepleri önüne geçiyor tüm yalanlarının, ve onlar mutlu ve onlar mesut hala, yalanlarıyla yaşamanın hafifliğinde!

Aylardan Ağustos, günlerden Pazar, saat sabahın yedisi.. Yağmura ihtiyacım var. Daha fazla ıslanmaya. Kanıma karışana kadar, damarlarımda dolaşana kadar ıslanmaya. Sadece turuncu bir tişört üzerimde, atıyorum kendimi bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun altına.. Al işte, sana uzun bir gün daha! Yalansız!

Bu yağmurun ardından gökkuşağı çıkar mı dersin?

unut unut bunları ! unut unut bunları !
hayalleri, yalanları ez / ez / ez çiçekleri ez,
hayalleri, yalanları ez / ez onbir pondluk ökçelerle

güzellikleri çerçeveler gibi boya dudaklarını
kır aynaları kır / kır / kır / kır kopar bağlarını

Şarkı: İlhan İrem: Gül Kokulu Çeyiz Sandığı
http://www.video-klipleri.org/ilhan-irem/gul-kokulu-ceyiz-sandigi-klibi_e80a12a7c.html

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Aşk ‘sen’ demek nefes’im..

‘Sen’ ve ‘Sen’sizlik..

Gökkuşağından ödünç aldım kırmızıyı, dünyadaki bütün gülleri senin rengine boyamak için.. Gökyüzünden çaldım ben kalbimdeki maviyi, sana uçsuz bucaksız bir sevda sunabilmek için.. Gözyaşlarımı verdim yağmur bulutlarına, aşk yağmurunda bizi sırılsıklam ıslatması için.. Hayaller satın aldım peri masallarından, en güzel aşkın masalını sana akan kanımla yazabilmek için..

Sen.. Kalbi kınalım.. Ömrümün en güzel mavisi.. Sen benim gönül kıblem.. Aşkın seccadem.. İsmin ezberimdeki tek duam.. Hasretin ibadetim.. Gözlerinse taptığım tek ilah şu koca evrende..

Ben küçükken dört mevsimi vardı bu dünyanın.. Şimdi o da bitti.. Şimdi bir sen varsın; hayatın baharı, bir de sensizlik.. Hayatın kara kışı.. Ben kara kışlarda donmayı, kara kışlarla yaşamayı, kara kışlara yarenlik etmeyi değil, güneşinde ısınıp gölgene sığınmayı istiyorum bundan sonra yalnızca..

Yürüyorum.. Düş bahçelerinde yürüyorum seninle.. Bir elim senin elinde, bir elimse hala sensizlikte.. Tutmuyorsun sıkı sıkıya iki elimi de.. Kurtarmıyorsun bir yanımı sensizlikten.. Ve ben seni yaşarken doyasıya, içimi yakıyor sensizliğin bir uçsuz boşlukta..

Her gece bir ömre bedel sen yanımdaysan.. Her gece gökyüzünde yıldızlar yorgan üstüme sen yanımdaysan.. Her gece uğruna yazılmış bir destan, her gece sana yakılmış bir türkü, her gece uğruna çizilmiş bir tablo, her gece seni anlatan bir şiir.. Her gece çılgın sevişmelere gebe sevgilim sen yanımdaysan..

Peki ya yokluğun.. Yokluğunun, sensizliğin bendeki devinimlerini biliyor musun nefes’im?

Şehrin köhnemiş ıssız arka sokaklarında, kaldırıma bakan köşeleri evsiz köpeklerin sidiğinden pas tutmuş dükkan kepenkleri kadar sessizim yokluğunda.. Çığlığım kesik.. Duyulmuyor.. Bakışlarım gri.. Seçilmiyor.. Flu hemen herşey.. Netleşmiyor.. Toprağın serinletebileceği onulmaz acılardayım yokluğunda..

Yandığım ateşler cehennem azabı değil belki, ama sensizlik cehennemlerin en beteri.. Söylesene, kazınır mı mührü yüreğimin, yüreğinden.. Silinir mi aşk diye yaktığım kına kalbinden.. Bende kendime sığmayan bu sevda varken..

Neresinden baksam eksik kalıyor sensizlikte bu şehir, neresinden tutsam eksik kalıyor bu sokaklar.. Yalnızlığım bile eksik bu aşkın çıkmazlarında.. Varlığını festivallerle karşılayan bu yürek, en buhranlı matemlerde yokluğunda..

Hani, ruhum isterse gezinirim ben dibi olmayan kör kuyularda derdim ya.. Palavra.. Yalnızca sen istersen gezinirim ben sensiz karanlık zindanlarda.. İki dudağının arasında verilen bir fetva benim bayramımda, yaslarımda..

Yokluğunda hüznü sağıyorum ben, çizgisiz gece avuçlarımla.. Nikotin kokulu nefesimle adını sayıklıyorum olur olmaz anlarda.. Hasretinle boğuluyor, aşkında yeniden doğuyorum..

Ortasından bölünüyor bazen umutlarım.. Sebebi sensin umutlarımın.. Katili de! Yatağın kuytularında sabahladığım geceler içtiğim sigaraların dumanlarında taçlanıyor.. Ve ben yarım kalmış düşlerimi tamamlıyorum gecenin üç otuz zamanlarında firari cümlelerimle..

Aynı çerçeve içinde asla bir resmimiz olmayacak belki bizim, ama ben ikimizi yüreğime çerçeveliyorum hep senin en güzel gülüşlerinle.. Senden öncesi yaşanmamış ömrüme anlam katan büyülü gözlerinle..

Sesimde aşkın şarkısı.. Bu şarkıda aşk ‘sen’ demek, nefes’im.. Avazım çıktığı kadar seni söylüyorum cümle aleme.. Güleceklermiş bana, gülsünler.. Söveceklermiş bana, sövsünler.. Kaldı ki öldürsünler.. Şehitte olurum ben bu aşkın yolunda! En güzel ölüm kalbi kınalım, senin uğrunda!

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.