Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi!

geceGece yine sorgusuz sualsiz yeni bir günü kucaklıyor sevgilim; senin olmadığın bu ıssız, senin olmadığın bu yalnız, senin olmadığın bu sessiz şehirde.. Köhne şehirde! Eskimiş şehirde! Esrikliğinde! Bense her zamanki gibi yokluğunun girdabında sensizliğin kör kuytusundayım bir başıma.. Bildiğim bütün dillerde en olmadık tehditler savuruyorum kadere, bu sensiz şehrin lanet olası yalnızlığında!

 

Mavi suların kıyısında yürüyorum tütünün dudaklarımı yakan hovardalığında, sessizliğim denizin hırçınlığına karışıyor çaresiz.. Yakamozlar vururken ayın aksinde mavi sonsuzluğa, dudaklarımdan isyanlara bulanmış umutsuzluk hammalı kırk okka yakası açılmadık küfürler karışıyor alacakaranlığa.. Denizin huysuz dalgaları savrulup vururken ayaklarıma, velev ki biraz ıslanmışım çok mu; ben zaten kaç demdir sırılsıklamım hasretinin dergâhında kutsi aşkınla..

 

Kendimi gömüyorum bu yoksul karanlığa istisnasız her gecenin ortasında; kendi selâmı kendim okuyorum, yıldızlar cemaat, kendi namazımı kendim kıldırıp zifiri siyahı kefen yapıyorum sersefil varlığıma.. Her gece kendi cenazemi kaldırıyorum ben, bu sensiz şehirde bütün insanlık derin uykularının bilmemkaçıncı soluksuz devresindeyken.. Toprak niyetine üstüme attığım gecenin karanlığı toprak gibi dost değil acı kokuyor, acımasızlık kokuyor!
Devamı >> Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi!…

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

“O benim denizimdi, kocaman bir okyanustu”

Bu sahil kasabasına yeni taşınmıştım. Tayinim dolayısıyla yaşama şansı bulduğum bu balıkçı kasabasında beni bekleyen hayatı çok merak ediyordum. Yıllarca Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ideallerimi  öğrencilerime aşılamış ve onları geleceğe özenle hazırlamış olmamın özgüveniyle bu küçük kasabada da beni zorlu ama güzel bir yol beklediğini biliyordum. Alışmam uzun zaman almayacaktı, buna emindim.

Dersten çıkıp, öğle yemeğimi yiyecek bir yer bulmak için sahil boyunca uzanan balıkçı lokantaları ve karaya bağlanmış balıkçı teknelerini dikkatlice izleyerek yürüyordum. Balıkçılardan kimi  teknelerindeki balıkları kasalara boşaltıyor, kimi de yeni bir ava çıkmak için son hazırlıklarını yapıyordu. Yorgun fakat oldukça neşeli balıkçılar, birbirlerine takılmayı samimi kahkahaları ihmal etmiyorlardı. Lokantalar, kahvehaneler, çay ocakları bir dizi halinde sıralanmışlardı uzun sahilde. Kiminin önünde balık tezgahları da vardı. Keskin balık kokusu bütün sahil şeridinde ağır bir şekilde kendini hissettiriyordu. Alışkındım bu kokuya. Küçüklüğümü geçirdiğim Karadeniz kasabasının da buradan pek farkı yoktu. Aynı tekneler, aynı balıkçılar, hatta aynı balıklar..
Devamı >> “O benim denizimdi, kocaman bir okyanustu”…

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Şems Tebrizi’nin 40 Kuralı

Ey Gönül !
Şimdi sorarım sana, hangi aşk daha büyüktür..?
Anlatılarak dile düşen mi, anlatılmayıp yürek deşen mi ?

- Şems Tebrizi -

Şems’in KIRK kuralı…

Birinci kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendin mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.”

İkinci Kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Klavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil..
Devamı >> Şems Tebrizi’nin 40 Kuralı…

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.