Ah yar! Olduğun her yer aşkın başkenti..

hasret1Kalem hürriyetimi aşk’a satmıştım; ta binlerce yıl önce, daha yazı yeni keşfedildiğinde.. Kalem hürriyetimi aşk’a satmıştım; ne bavullar dolusu paraya ne de çil çil altınlara; sadece gelmiş ve gelecek en güzel aşk karşılığında! Ve ben diyorum ki sevgili; şimdi bu şehrin hikayesini seninle yeni baştan yazmanın vakti!
*
Ah yar! Hayatın taklidini yapıyorum doğum ve ölüm dahil şu üç perdelik sahnede; ikinci perdenin “sen” olması için satın alıyorum kaderden sana yazılmış bütün acıları! Kör noktasındayım hasretin; ardım karanlık, önüm kapalı.. Bir tünel gittiğim, git git bitmiyor; bir hasret ki çektiğim, hiç kimse bilmiyor! Olimpos dağında, ayrılıklar öğreten Yunan tanrılarını öldürüyorum elimde kutsal delikli demirle! Kendimden geriye kalanları topluyorum Olimpos’un eteklerinden, Ege’nin diplerinden.. Ah yar! Paramparça bir hiçlik bedenimde; benim deliliğim ne ki; çöllerde divane Mecnun’un, dağları delen Ferhat’ın, zindanlarda çürüyen Yusuf’un hâli yürürken gözlerimde..
*
Yanardağlar patlıyor içimde, şehirler yok oluyor, ormanlar yanıp kül oluyor, insanlar ölüyor içimdeki yanardağların ateşinde! Görünmez duvarların ardındaki açık bir cezaevinde kendi gerçeğimi yaşıyorum varlığının hasretiyle.. Görünmez duvarların ardında sana ulaşacağım günün umuduyla çetele yaptığım koluma her gün bir çizik daha atıyorum kanımla.. Ah yar! Dünyanın bütün zenginliği yanında öylesine yoksulum ki.. Bu sensizlik, bu deli hasretin.. Görememek, kavuşamamak, ellerini tutamamak, kokunu içime çekememek.. Onca yoksulluk varken dahi bende, bir ardına bakıp da acımıyor ya bana şu zalımın da zalımı dünya ne diyeyim ben daha..
*
Ah yar! Bilmez misin.. Sen olmayınca bu şehirde, koca şehir artık sadece soğuk betonlardan ibaret, sen olmayınca bu şehirde koca şehir bir daha hiç ısınmaz, sen olmayınca bu şehirde koca şehir sensiz yalnız, yapayalnız, ıssız.. Feshetmek istiyorum kaderle yaptığım anlaşmayı, yeni bir anlaşma yapmanın şartları oluştu diyorum, adına intihar dedikleri ölümler çoğalıp, yiterken insanlar birer ikişer..
Devamı >> Ah yar! Olduğun her yer aşkın başkenti…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Gece Kirpikli Kadınıma..

 

istanbullSen; ey bütün ihtişamıyla gece kirpikli güzel kadın,

Sen; yedi tepeye kaim bu kadim şehrin biricik sultanı,

Sen; aşılmaz Kaf dağının ardındaki tapılası aşktır adın,

Sen; dünüm, bugünüm ve dahi ömrümün tüm yarını;

Ben sana tutsak, ben sana vurgun, ben sana yangın,

Sen yağmurunda sırılsıklamım, sen yağmurunda yaralı;

Mavi denizlerinde kaybolduğum yasemin kokulu kadın..

 

***

 

Kara tren uzun uzun sirenler çalarak geçerken Anadolu’nun ıssız ve sakin istasyonlarının birinden bir diğerine, tozu dağılıp dumanlara, sessizliği yara yara; şehirler şehirlere karışırken peşi sıra ıslak ve yağmurlu raylarda; nemli bulutlar yavaştan gözden kaybolarak karanlığı bırakırken ardında; rüyalarımda yaşatıp hayallerimde büyüttüğüm kaderimin beni beklediği yere devam ediyordu yolculuğum..

 

Haydarpaşa Garı’na doğru ilerlerken trenin vagonları ağır ağır, sevgilimin kucağına varmanın tarifsiz mutluluğu şimdi aynımda.. Ne güzel şey varacağın yerde bekleyenin olması! Ne güzel şey sevdiğinin yoluna bakması.. Ne güzel şey kocaman hasretlerin düşlerden kopup vuslata ulaşması.. İşte bak nihayet, işte bak sonunda, işte bak söz verdiğim gibi sana geldim sevgilim, sana geldim sevdiğim, sana geldim benim herşeyim.. Aç kollarını, İstanbul gibi kucakla beni, İstanbul gibi kabul et, İstanbul gibi sev, İstanbul gibi..

 

Seninle bir günümüz olsun.. Dolu dolu bir gün.. Tut ki ömrümüzde bir daha yaşanmayacak bir yirmi dört saat; yalnız sen ve ben, yalnız ikimiz, yalnız biz.. Sadece bize ait bir yirmi dört saat olsun.. Masmavi kuzey denizleri ile turuncu kızıllığın çılgın ihtirasında, Ferhat ile Şirin’in, Kerem ile Aslı’nın, Leyla ile Mecnun’un küllenmeyen sevdalarında.. Hadi tut elimi, hadi ver elini; gece kirpikli kadınım benim, ellerinin dokusunu, parfümünün kokusunu, teninin sıcaklığını hissedeyim sana boyanmış ruhumun en uç noktasında..
Devamı >> Gece Kirpikli Kadınıma…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Ah İstanbul İstanbul olalı..

eyüp

 

Bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallardan biri anlatacağım bu peri masalı da.. Evvel zaman içinde, kambur saman içinde diyecek kadar fi tarihi değil elbette, öyleyse develer tellal pireler de berber olamazdı tabiatı ile.. Ama masal bu ya işte, cinlerin cirit oynayıp oynamadıkları hususu ise tabii ki onların maharetlerinde.. Ben deyim bu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı gümüş uçtu, gümüş uçmadı memiş uçtu. Inanmadın mı yoksa? Ama daha dur bitmedi, uçar mı uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten, küt diye bir ses duydum ki meğer uçanı da kaçanı da rüyaymış da uykumda ben düşmüşüm yalnız yattığım kuru döşeğimden.. Kalktım giyindim hemen, koydum kalbime yârimi, düştüm yollara elime yüzüme su sürmeden.. Yağmur çamur demeden, soğuk çarık dinlemeden, orda burda gönlümü eğlemeden..

***

Az gittim uz gittim.. İşte böyle zamanlarından birinde, çayır çimen geçerek; lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim gide gide bir arpa boyu yol gitmişim! Ne ise, var varanın, sür sürenin, baykuşu çoktur viranenin, derken efendimin ağası, bir ayağımı baldıranlara basmayayım mı korudur diye! Birini de tutup denize atmayayım mı kıyıdır diye! Kuruydum ıslandım sel beni neyler! Islandım kurudum; yel beni neyler? Bir yâre tutulmuşum henüz düşümde, o yâr beni neyler? O güzel ki bir bakışı ile canımı yakar, candan geçip kalbimi dağlar, öyle böyle değil kalbimin en güzel köşesindeki sırça köşkte yaşar.. Yâr memnun yerinden, ben sevdalanmışım derinden, aşkından geçmişim kızgın çöllerden, dileğim Tanrı’dan, bir yudum su içeydim bari rüyalarımın sultanı zalim yârimin elinden..

***

Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş Paşası! Hemen bir sarığa bir fare deliği bulup attım kendimi dışarı; gel gelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme gözlerim fırladı dışarı! Viran oldum yalnız ellerde böyle böyle, ben bir garip derviş, ben bir ahu dilber aşığı.. Dilimde sevdamı anlatan bir şarkı, dolandım durdum yârin kokusuna garbı ve şarkı, dolandım dünyanın dört bir yanını.. Bellettim sonunda herkese; bütün evreni serseler de önüme, ben yine sadece yârimi isterim gönlüme.. Ne büyük bir aşktır ki bu gönlümde, ne saraylarda gözüm ne padişahlıkta ne de payede pulda; baş koydum bu yola ant içtim bulacağıma ola ki yaşasın düşlerimin kraliçesi Kaf dağının ardında..


Devamı >> Ah İstanbul İstanbul olalı…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.