Ve aşk..

Ve bulutlar.. Kara kara.. Kapkara.. Simsiyah.. Göğü kaplamış.. Güneşe yer yok.. Yer yüzü karanlık.. Akşam sanki.. Ve yağmurlar.. Ve karlar.. Bitmeyen rüzgarlar.. Fırtınalar.. Kasırgalar.. Yangınlar sonra.. Bir afet ki yangınlar.. Kızgın.. Buz gibi.. Kor gibi.. Dondurucu.. Alev alev.. Elini yakar.. Yüreğini yakar.. Gönlünü yakar.. Seni yakar.. Beni yakar.. Dondurur da.. Ağustos sıcağında donarsın, ellerin buz.. Buza kesersin gönlün sarhoş.. Aşk sarhoşu yürekler ne hoş..

Ve yürek.. Sevmeyi bilen.. Sevildiğini bilen.. Kendine güvenen.. Korkmayan.. Korkuya aldırmayan.. Seven korkusuzca.. Seven fütursuzca.. Seven çılgınca.. Sevilmeyi beklemeden seven.. Sadece seven.. Hesapsız kitapsız.. Sonunu düşünmeden ama sonuna kadar da seven.. Kesintisiz.. Vazgeçmeden.. Ve aşk.. Kitap gibi.. Okunmayı bekleyen.. Sayfalarca.. Okudukça artan sayfaları.. Sayfalar dolusu aşk.. Kitaplar dolusu.. Ve aşk.. Bazen de tek bir dörtlük.. Tek bir mısra.. Tek bir satır..
Devamı >> Ve aşk…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Lanet ediyorum bu mühürlü yalnızlığıma.. Tek başıma!

Karadeniz’in hırçın dalgalarını bilir misin sen? Bir zamanlar o hırçınlıkta sarılmıştım bende önümde uzanıp giden yıllara işte.. Sonra ne oldu biliyor musun? Boğuldum! O kadar ani o kadar zamansız oldu ki, ben bile anlayamadım boğulduğumu.. Hala esip gürlediğimi zannederken bir baktım çırpınıyorum.. Çırpınıyordu Mavi Karadeniz, hayatın pis sularında.. Tek başına!

Anladım ki hayat dedikleri, doymak bilmeyen azgın bir fahişeden farksız.. Aldıkça alıyor, ne doymayı biliyor ne de durmayı.. Yüklüyor bütün bozuk düzenini üstüme iğrenç bir kambur gibi.. Yeter lan diyorum bazen, teker teker gelin.. Şerefsizlik yapmayın, delikanlı olun biraz da.. Kahkahalarıyla gülüyorlar bana alay eder gibi, kızgın bakışlarıma hiç aldırmadan.. Savaşmaya çalışıyorum halime bile bakmadan her biriyle ayrı ayrı.. Nereye kadarsa.. Tek başıma!

Hayat öylesine acımasız ve nefret dolu gözleriyle bakıyor ki bana, yaşadığım her gün bir öncekini aratıyor.. Hani sanki bütün dünyanın derdi birikmiş birikmiş de beni bulmuş, üstüme çöreklenmişler hep birlikte.. Öyle bir kambur öyle bir ağırlık ki sırtımda, sorma gitsin.. Yorgunluk, bıkkınlık, bitse de gitsem dedirten bir ruh hali.. Yaşıyor muyum, yaşıyor gibi mi yapıyorum belli değil.. Oynuyorum belki de.. Soramıyorum, sorgulayamıyorum, nedenini nasılını bilmiyorum.. Tek bildiğim güneşim doğmuyor, gecelerim zindan, ve ben mahpusum karanlığın ortasında.. Tek başıma!

Susuyorum.. Sustukça büyüyor üzerimdeki gri bulutlar.. Yıkacaklar, yok edecekler beni gram gram.. Eksiliyorum, farkındayım.. Düşüyorum, farkındayım.. Kalkamıyorum, farkındayım.. Sesim çıkmıyor.. Susuyorum.. Suskun çığlıklarım boyuyor dört duvarı.. Nefesim kesilmiş, dilim damağım kurumuş, gözlerim kan çanağı uykusuzluktan.. Ama bitmiyor.. Üstüme üstüme geliyor bütün duvarlar hala.. Bir zerreye dönüyorum yokluğun kuytusunda.. Tek başıma!

Uyusam diyorum.. Uyanmasam.. Gördüğüm rüyaların en güzel yerlerinde kabuslara dönmese hayallerim.. Belli belirsiz bir tebessümde baki kalsa düşlerimdeki anlamsız gülümseyişim.. Bari bıraksalar da rüyalarımda özgür yaşasam! Yastığımı ıslatmasa gözyaşlarım bir gece olsun.. İsyan etmesem Tanrı’ya bir kez olsun.. Olmuyor.. Büyüyor yalnızlığım, büyüyor acılarım, yatağımın kenarında ellerim kenetli büzüştükçe küçülüyorum bir başıma.. Tek başıma!

Bir sigara daha yaksam gecenin üç otuzlu vakitlerinde, bir şişe köpeköldürenle birlikte.. Dinmiyor ki içimin sızısı sarhoş olsa da ıssız bedenim.. Kendimi kandırıyorum ben yine sancılarımın tortusunda.. Elimden başka ne gelir.. Çaresizim, asabiyim, bütün hepsinden öte perperişan biçare tek başımayım.. Tek başıma!

Tutsan diyorum elimden, tutamazsın ki.. Sarsan diyorum yaralarımı, saramazsın ki.. Söküp atsan diyorum bütün dertlerimi.. Taşıyamazsın ki! Hep benim olmanı istesem senden.. İsteyemem ki! Yutkunuyorum, burnumu çekiyorum, siliyorum gözlerimi gömleğimin kollarına.. Bir küfür daha patlatıyorum gecenin karanlığına.. Lanet ediyorum bu mühürlü yalnızlığıma.. Tek başıma!

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Bilemezdim ki hüznüm.. Sonum olacağını..

Kirli, siyaha çalan gri bir sis tabakası sokakların arasında fütursuzca dolanıyor, insanları pis rengiyle buhranlı bulanıklığına hapsediyor, günden geceye geçiş yapan kenti yavaş adımlarla avucunun içine alıyor ve sanki taşıdığı ‘emanete’ geceyi geçirtecek bir yer arıyor gibiydi.. Bu koyu sis bulutunun içinde ne yüklü olduğunu bilen biriyse, günlerdir hiç aralamadığı odasının penceresini açmış, davetsiz misafirini yorgun gözleriyle bekliyordu.. Saatler sisle birlikte ilerliyor, insanlar içine düştükleri bu sis tabakasından kurtulup biraz olsun nefes alabilmek için sis bulutlarını kayıtsızca yarmaya çalışıyordu..

Sevimsiz sis bulutu aradığı mekana geldiğinde emanetini yerine ulaştırmış olmasının rahatlığıyla kentin üstündeki kirli varlığını gecenin derin mavisine ve yıldızlarla ayın dansına bırakarak kaybolurken odadan içeriye süzüldü hüzün, kendinden emin bir şekilde..

Hoş geldin yuvana hüzün..

Hoş geldin hüzün.. Sefalar getirdin bana, gittiğin kısa yolculuktan.. Hoş geldin hüzün.. Ben de seni bekliyordum gözlerim gecenin lacivert çizgisinde.. Hoş geldin..

Beni bıraktığın gibiyim gördüğün gibi.. Perdelerim kapalı sımsıkıya.. Yine dört duvar arasında, yine bir başıma.. Yine çaresiz, yine sersefil, yine yapayalnız.. Yine güneşin ışığını unutmuş.. Karanlığın içinde yalnızlığımla ıssız.. Sahi, kaç zaman oldu güneşi görmeyeli, hatırlamıyorum be hüznüm.. Desene, aslolan varlığın zaten böyle değil miydi?

Yıkıntılarım arasından doğrulabilecek miyim dersin yeniden? Toparlayabilecek miyim kaybettiğim varlığımı? Bir yap-bozun binlerce parçaları gibiyim şimdi, darmadağınık, birleşecek miyim eski ‘bütün’ halime söylesene.. Ah be hüzün, ben sana bir aşk için beni terk etme dememiş miydim? Gördün mü bak, neler geldi başıma yokluğunda.. Eskittim kendimi yalan bir aşkın kollarında.. Oysa nasıl da sevmiştim O’nu, nasıl da ben bilmiştim.. Nasıl biz olmuştuk O’nunla ben.. Anlatamam hüznüm, anlayamazsın..

Otursana hüznüm, çek bir sandalye kendine.. Kalma ayakta öylece.. Bakma bana n’olur acıyan gözlerinle.. Tamam, kendim ettim kendim buldum, sonunu düşünmeden, yaşadım sadece.. Sonunu düşünseydim, bunun adına yaşamak diyebilir miydik? Ama.. Bilemezdim ki bu kadar bağlanabileceğimi.. Bilemezdim ki kimseyi sevmediğim kadar O’nu sevebileceğimi.. Bilemezdim ki gecem gündüzüm olacağını.. Bilemezdim ki hüznüm.. Sonum olacağını..

Küçük bir düşe sarılıp uyudum sen bende değilken.. Öyle bir düş ki, hiç uyanmak istemediğim, bitmemesi için kendime tanrılar yaratıp dualar ettiğim.. Bilirsin, her güzel düşün sonunda uykudan uyanıp gerçek hayata döndüğünde keşke hiç bitmeseydi dersin.. Keşke hiç bitmeseydi dedim ben de.. Keşke hiç gitmeseydi düşlerimden.. Hani seninle karar vermiştik.. Keşkeleri çıkarmıştık hayatımızdan, değil mi hüznüm.. Olmadı bak işte.. Bir küçük düş bile geri getiriyormuş bütün keşkeleri en uzaklardan, üstü gözyaşlarıyla örtülü ‘geçmiş’le mühürlü kör kuyulardan..

Doldur bir kadeh kendine hüznüm, yabancılık çekme.. Fazladan bir bardağım vardır hep gelecek davetsiz misafirlerime.. Hem yine eski yuvandasın, davetsiz misafir de ne kelime.. Masam sana layık değil belki, kusurumu görme.. İçelim seninle, senden ayrı yaşadığım bütün aşklarımın şerefine.. İçelim tek tek bütün kaybedişlerime.. Hüsranlarıma.. Gözyaşlarıma.. İçelim kaybolan hayallerime.. Kaybettiğim senelerime.. İçelim seninle yeniden şerefsizlerin olmayan şerefine!

Uzun zamandır ilk defa birinin varlığından anlam yüklemiştim kendime.. Her şeyi ardımda bırakıp yeni bir sayfa açmıştım, yaşamak bu demiştim, hayat güzelmiş, aşk yaşanılası bir ateşte yakarmış, ve aşk her şeye değer demiştim.. Ama yine olmadı be hüznüm.. Kurduğum O’na dair bütün hayallerim bir tokat gibi geri çarptı yüzüme.. Direndim.. Çabaladım.. Nafile.. Kaybettim en güzel düşümü bir bahar gecesinde..

Hoş geldin hüzün.. Çok yorgunum artık, çok ağır.. Ne kadar isterdim oysa şimdi bir mezar taşı kadar huzurlu ve hafif olmayı.. Bütün dertlerimden üzerime yağan yağmur sularıyla arınmış, hayatın taşıyamadığım yükünü üzerimden atmış.. Ne geçmiş ne de gelecek kaygısı kalmış, toprağa karışmış ölü bir bedene sahip olmayı.. Hep yıkılmaktansa, hep kırılmaktansa, hep kaybetmektense, isterdim inan bir avuç küle dönüşüp mavi denizlere serpilmeyi..

Hoş geldin hüznüm.. Yak bir sigara daha.. İç bir kadeh daha.. Hoş geldin eski yuvana bir kez daha.. Sen bakma bana benim aldanmalarıma, bırakma bir daha sahte sevdaların kollarına.. Hoş geldin hüznüm.. Hoş geldin..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.