Kancık gecenin, kahpe gecenin koynunda..

Soysuz ve bir o kadar kışkırtıcı gecenin çıplak teniyle sevişiyorum yıldızlardan atlas yorgan yapıp üzerime.. Yılların hırsı benliğimde, akılalmaz bir istek gözlerimde ve öldüresiye ve sahip olasıca bir nefretle deler geçer gibi şiddetle saçlarından çekiyorum kendime yosma geceyi.. Dilimde kulaklarımın bile inanamadığı yakası açılmadık vahşi küfürler eşliğinde.. Saatlerce..

Ve ölçüsü bilinmez bir sevişmenin hemen ertesinde şehrin ucuz parfüm kokusu karışıyor terime. Gecenin kirletilmiş dudaklarından sigara ve alkol kokusu bulaşıyor nefesime, siniyor sinsice ve dahi adice üzerime..

Kim kimin günahına giriyor, kim masum kim günahkar belli değil.. Bir kumpas gibi sanki..

Vasati 40 çöp olan kükürt kokulu ince saplı kibritleri kullanıyorum önümdeki aşk pastasının üstünde olmayan mumlarının yerine mumların niyetine. Üfledikçe kibritlerin alevini bir bir, gecenin yaşı çıkıyor ortaya, üfledikçe daha bir tahrik oluyorum daha bir baştan çıkıyorum yeniden ve yeniden umarsızca ateşin rüzgarla dansında..

Vücudumun ağırlığı gecenin fahişe cilvesine yenik düşüp yarılıyor orta yerinden bir zaman sonra (ki ne zamandır hangi aralıktır bilinmez), kan damlıyor üzerimden gecenin koyusuna.. Sevişmenin hazzıyla karanlık acılarım geçiyor içiçe bir deli yüreklilikle.

Kan kaybından ölüp gitmek korkutmuyor beni kancık gecenin, kahpe gecenin koynunda.. Korkum varsa bile bir tek yazdıklarımın sahipsiz, yazdıklarımın esaret altında, yazdıklarımın ve üstelik henüz yazmadıklarımın ama bir gün mutlaka yazacaklarımın kimsesiz kalmasında..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Desen ki yaz bitti, vazgeçmeyeceğim yine de güneşi beklemekten..

Desen ki yaz bitti, vazgeçmeyeceğim yine de güneşi beklemekten..

Suya yazdım sevdayı, olmadı. Kuma yazdım, kumsala yazdım, olmadı. Geceye yazdım, güne yazdım; aya yazdım, güneşe yazdım, olmadı. Bir şişe şaraba yazdım. Olmadı! Denizimin mavisine, ufkumdaki turuncuya yazdım, olmadı. Çekildim sessizce kimsesizliğime, kimsesizliğimle; yüreğime yazdım seni!

Bir elimde köpüklü bira, bir elimde sırdaş sigara. Bu gece tüm şarkılar kavuşmamaya. Bir yudum mutluluk darağacına, en koyusundan lacivert hüzünler başucuma. İçelim. İçinde kavuşmak olmayan harbi aşklara. İçelim. Gül kokulu sevgilinin tatlı sarhoşluğuna..

Seninle savaşmayı bırakalı, kendimle savaşı da bıraktım. Ne yana dönsem sana çıkıyor madem yollarım, seni yaşamak için ille de yok ki varlığına ihtiyacım.. Nasılsa gördüğüm her şey ve herkes bana seni hatırlatmıyor mu. Nasılsa aldığım her nefeste kokun, dilimdeki her hecede adın yok mu. Ne demeye kandırmalı o zaman kendimi. Ne demeye inkar etmeli seni sevdiğimi, gül güzeli..

Bir kurtuluş savaşı var içimde kaç zamandır. Tek çarem sen, tek silahım aşk! Koşuyorum ateş hattına yüreğimi hem kalkan, hem de mızrak yaparak. Koşuyorum ellerim kan içinde, ayaklarım çıplak. İçimde varmak arzusu olsa da vaad edilen menzile, biliyorum; gelmeyecek sonu asla bu gidişle. Yaptığım yalnızca kendimi kandırmak!

Vatansız bir şair, coğrafyasız bir yazar, mekansız bir derviş, sultansız(!) bir aşıkım ben şimdi bu yolda. Yıktığın duvarlarım, dönülmez ırmaklarım, yangınında ovalarım var benim. Mavi bir denizim ben, kaçtıkça benden kıyılarıma vuruyor gözlerin. Sen çeksen bile geri, yanaklarımda sıcaklığı ellerinin.

Günahın en karanlık sularında yıkanmak, aşkın şarabında sarhoş olmak, senin vatanında senin ocağında, uçsuz bucaksız dağlarında sana en güzel gülleri dermek tek dileğim. Hala mı diye sorarsan eğer, sonunda kavuşmamak olsa da en deli sevdaların ve en büyük aşkların, inadına inadına hala sevgilim..

Desen ki yaz bitti, vazgeçmeyeceğim yine de güneşi beklemekten. Vazgeçmeyeceğim umudumu hüznün sularında yıkayıp, gözlerinin buğusunda saklayıp kalbimdeki en güzel sızıyla yeşertmekten. Vazgeçmeyeceğim gelişine festivaller döşemekten. Düştüğüm yerdeyim ben hala; sana bir düş kadar yakın ve gerçek..

Kim alabilir elimden sözcüklerimi. Ki onlardır en iyi beni sana anlatan. Hangi ayrılık, hangi tek başınalık susturabilir sözcüklerimi? Hangi yarım kalmış şiirin yazılmamış mısrası, hangi bitmemiş bir aşk öyküsünün muallakta kalmış satırları, hangi şarkının söylenmemiş nakaratı söndürebilir yüreğimdeki ateşi. Ve söylesene oy yar, kim alabilir nefesini nefesimden. Ben istemedikten sonra! Kim üzebilir beni bundan sonra, benden başka! Kim sahibi olabilir bu yüreğin, senden başka!

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Hoş geldin kalbi kınalım.. Hoş geldin en güzel günüm..

Bir bahar akşamının durgun esintisinde avuçlarımdan kayıp giden gonca gülüm.. Serin bir yaz akşamında kalbime doğuşunu kutluyorum bugün.. Bugün bir milat, bugün bir bayram, bugün bir festival gönlümde.. Yüreğinden bana açılan kapının coşkusuyla sesleniyorum sana aşk şarabında sarhoş olmuş dervişlerin kisvesiyle..

Kalp gözüm, gülen yüzüm, aldığım nefesim, dilimdeki tek sözüm.. Hoş geldin yüreğime yeniden.. Hoş geldin baharım, yazım, güzüm.. Ben hiç vazgeçmemiştim seni sevmekten.. Hoş geldin günüm, gündüzüm, geceme yazılmış bitmeyecek düşüm..

Uzunca bir yolculuğa yollandım yokluğunda.. Seni aradım aşkına susadığım zamanlar boyunca.. Sırtıma yükledim sana dair tüm umutlarımı, sevinçlerimi, yaşanacak güzel anılarımı.. Umutsuz demlerimde toprağın yedi kat derinine gömdüm, görmemen için, sana akıttığım yağmur damlalarını.. Geleceğin bayram gününe adadım ömrümdeki bütün kara kışlarımı.. Kağıda kaleme döktüm, sensizken seni anlatan sayıklamalarımı.. Sana yürüdüm sevgili yar, cebimdeki mühürlü yalnızca sana teslim sakladığım kelimelerimle..

Bir gülüşü hayata bedel sevgili yar.. Özlemlerimi içime dağıttım, hayallerimi meyve veren ağaçların yeşil dallarından sarkıttım, bülbüllere usanmadan dur durak vermeden bir senin ismini şakıttım.. En sevdiğin gülleri serdim yürüdüğün kutsal topraklara, sen kokan.. Umutlar yeşerttim uçsuz bucaksız bozkırlara.. Dedim ya vazgeçmedim hiç ben senden.. Vazgeçmedim tapılası yüreğinden..

Gördüğüm kabusları bile bana geleceğine yorumladım.. Düşüp yuvarlanmalarımı dönüşüne dualadım.. En güzel şiirlerimi sana yazıp, bana veda ettiğin beyaz güvencinlerle sana geri yolladım.. Üşüdüğümde ışıl ışıl parlayan gözlerinin ateşini kendime yorgan yaptım ısındım.. Senin yerine kimseyi koyamazdım be gülüm.. Koyamadım..

Yazılmış bütün romanların sonu ayrılığa, bütün öykülerin bitimi sensizliğe çıkmayacaktı.. Yalnızlığı anlatan o besteler ikimizi anlatmayacaktı.. Kader dediğimiz şey dudaklarımızın arasındaki bir çift sözde saklıydı.. Söylenmeyi bekleyen.. Zamanını bekleyen.. Seni bekleyen.. Bizi bekleyen.. Yaşanacak günlerimizi suskun lal vadilerinde ölüme terk etmeyeceğini biliyordum sevgili yar..

Sen benim koca yürekli kadınım.. Sen benim yarınımı var eden sevdalım..

Sen benim katran karası gecelerimi maviye bulayan isyanım..

Sen benim ismini kalbime silinmez yazıyla kazıdığım leylam..

Sen benim gül bahçesindeki en nadide, en güzel goncam..

Sen benim susuzluğum, açlığım, yanık türküleri sevdiren dertli sazım..

Hoş geldin ömrüme, hoş geldin kalbi kınalım, ahu ceylanım..

Sana sitemlerim yalnızca içime sığmayan deli hasretindi, içimde çağlayan özlemindi.. Bu aşk masalının en güzel yerinde çekip gitmeneydi sitemim.. Göndermeneydi kalbimdeki deli sevdayı bir deli sürgüne.. Yine de açmıştım kapılarını yüreğimin, hiç bitmeyen umutla, bedenimi saran mavi korlu lavlarla yeni doğan bir günün şafak vakti yada şehri kaplayan akşamın turuncu demlerinde bana yaşatacağın bayram gününü..

Bugünü!

Hoş geldin gülüm.. Hoş geldin en güzel günüm..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.