Bilmem çağlasam mı, çağlamasam mı..

Şiddetli ve ışıklar saçan bir gök gürültüsü sesi ile uyandım uykumdan, gök mü deliniyor ne, aman Allahım dedim içimden, gayri ihtiyari ellerimi kollarıma sardım, buz gibi tenim, üşümüşüm.. Üzerimdeki yorganın yerinde vücuduma yayılan bir soğukluk hissettim. Titredim.. Soğuktu.. Gecenin başlangıcında beni örten yorgan şimdi yatağın dibinde yerdeydi..

 

Usulca doğruldum yatağımdan. Dışarıdan gelen gürültülü sese kulak kabarttım yatakta bağdaş kurup oturduğum yerden.. Perdelerin dışında gökyüzü şimşek ve gökgürültüleri eşliğinde ardı ardına defalarca bir aydınlanıyor bir de kararıyordu.. Havai fişekler patlıyor sanki.. Bir kutlama gecesi sanki.. Sonra yağmur sesi.. Şakır şakır yağan yağmurun sesi.. Seramoniye davet eden bir melodi..

 

Aylardan Kasım, mevsim kışayazmış, o asi o öfkeli o hırçın Karadeniz dalga dalga dalgalanıyor, kollarını açmış dört bir yana, kolları bir ağaç gibi yayılmış ordan oraya en uzaklara kadar dallandıkça.. Kabarıyor dünyaya, başkaldırıyor bütün dik duruşuyla, o kendine has mağrurluğuyla..

 

Kalktım.. Farkında olmadan elim üzerimdeki ince çizgili mavi pijamanın ceplerine gitti, ya sigaraydı aradığım ya da sigarayı yakmak için ateş.. Boştu tabii ki bütün cepler.. Aksi mümkün müydü? Öyle ya, sigarayı bırakalı, sigarayı hayatımdan çıkaralı, eski dosttan ayrılalı neredeyse üç yıl oldu.. Tamı tamına üç koca yıl. Sigarasız.. Dumansız.. Ciğerlerim temizlenmiş midir acaba? Vücudumda tek bir nefesi tek kokusu tek bir parçası bile kalmamıştır değil mi.. Öyle değil işte.. Ne kadar zaman geçse de onsuz, bu saatlerde ayaktaysam hala bir yanım arıyordu eski dostumu.. Bir yanım hala istiyordu istemdışı olarak.. Bana sormadan etmeden..

 

Neden sonra odanın kapısını açtığımda ürperdiğimi hissettim.. Bir ürperti.. Soğuk.. Yüzümü yıkasam? Ya hepten giderse uyku gözlerimden o zaman? Sabaha kaç var ki?

 

Salonun lambasını yaktım.. Ayaklarım çıplak.. Yerler kalebodur. Yerler buza kesmiş.. Duvardaki saate baktım.. Gecenin üçü.. Gülümsedim.. Sahi, hani o sabahladığım gecelerin üçleri geride kalalı ne kadar zaman olmuş? Üç yıl? Üçlerde sabahlamayalı üç yıl.. Sigarayı bırakalı üç yıl.. Bir ben, bir eski dost sigara, bir ufak Tekirdağ, bir de sen afilli yalnızlığım.. Evet sen, afilli kutsal yalnızlığım benim.. Unutmadım, sırdaş gölgem bir de.. Meğer ne kalabalıkmışız Allasen değil mi?

 

Gecenin sessizliği öyle eşsiz ahenkte bir melodidir ki.. Velev ki ona bir de rüzgarın ve yağmurun düeti eklenmiş olsun.. Sonsuz bir huzur, mutlak bir gülümseyiş, daim bir letafet.. Sessizliğin içinde bir sokak lambası altında yağmur taneleri ve aydınlanan aksinde tutkulu hasbıhal tiryakiliği..

 

Üzerime gri hırkamı aldım..Şimdi daha iyi.. Balkon kapısını araladım, yağmuru hissettim üşümüş tenimde.. Dışardaki hava daha bir soğuk, daha bir ayaz.. Ama yağmurun ciğerleri dolduran temiz kokusu var.. Gecenin sessizliğinde sadece yağmurun ve gök gürültüsünün sesi.. Karanlık.. Bir tek yıldız yok yukarda.. Yağmurda yıldızların işi ne diyorsun tabi.. Ne bileyim.. Yıldızsız gecelerde kendimi daha yalnız hissediyorum ben.. Aydede de yok hem.. Bak gördün mü, gece sadece karanlığa ve yağmura teslim..

 

Şehrin her yanı şimdi aynı mı ıslanıyordur acaba? İnsanlar hep uykuda mıdır? Benim gibi gökyüzünün davetine uyanan ona eşlik eden kaç kişi vardır şehrin uzak köşelerinde başka yerlerinde? Kediler? Ne alaka deme şimdi kedileri.. Hani akşam evin önünde gördüğüm, beni görünce arabaların altlarına kaçarak kendilerini benden koruyan küçük yavru kedicikler? Bu yağmurdan bu gök gürültüsünden bu şimşekten korkmuşlar mıdır dersin onlarda? Sığınacak bir yer bulmuşlar mıdır peki kendilerine? Sesleri çıkmıyor.. Ya da ben duymuyorum, bastırıyor yağmurun şiddeti..

 

Laciverdi bir dünyanın demir kapısı aralanır gece ile birlikte şehrin surlarına.. Yeni doğumlar, zamansız ölümler, terkedişler, sabahsız sevişmeler ve yeni yeni başlangıçlar.. Karanlığın ardına gizlenir daha çok hayatın en gerçek yüzleri.. Yaşanan hayatlar bütün çıplaklığıyla kör gecenin koynunda çığlık çığlığa, soluk soluğa..

 

Çıplak ayakla balkona çıkıyorum, balkonun diğer ucuna gidiyorum ıslana ıslana.. Yok yok deli değilim.. Ya da delinin alasıyımdır kimbilir.. Akıllı olsam ne işim var bu saatte in cin uykudayken yağmurun soğuğun altında değil mi? Hem bu diğer yaptıklarımın yanında masum bir delilik sayılır.. Aldırmıyor görünüyorum ya yağmura, aslı yok, korkuyorum çok fena gök gürültüsünün sesinden..

 

Yine de kendimi alamıyorum yağmurdan, benimkisi biraz da merak işte.. Bakıyorum şöyle bir etrafıma gözlüksüz astigmat gözlerimle görebildiğim kadar yağmurun karanlığın içinde.. Yok.. Binalarda tek bir ışık bile yok.. Belli ki herkes derin uykuda.. Bilmem kaçıncı rüyalarını görüyorlar sıcak yataklarında.. Belki de ninni ya da masal gibi geliyor şimdi tüm bu sesler onlara..

 

Şehir gece olduğunda ağlarmış insanlara, o insanlar ki herbiri ayrı sırlarıyla gecenin ardında, sırları saklamak zor gelirmiş geceye, ağır bir yük gibi omzunda.. Yine de etmezmiş nankörlük, yapmazmış kahpelik, gizlermiş kapılarının arkasında sıkı sıkıya bütün sırları.. Ondandır ki gecenin sessizliği ağırdır ve gece sağırdır yanlış insanlara!

 

İliklerime dek ıslandığımı farkediyorum.. Gecenin bir yarısı, yağan yağmurun altında soğuk soğuk vuran rüzgarla.. Sırılsıklam.. Hastalığa davetiye.. Islak ve çıplak ayaklarımla geçiyorum içeri.. Islak ayaklar, ıslak kafam gözüm, üzerimdeki pijama bile.. Öyle işte, kim uğraşacak şimdi zaten, yapacak birşey yok yani.. Bir bardak su içiyorum damacanadan.. Soğuk..

 

Mutfaktan çıkarken gözüm mutfak masasının kenarındaki eski pilli büyük radyoya ilişiyor.. Gel bana diyor bak radyo da.. Bu saatte mi? Neden olmasın ki? Çöküyorum masanın etrafında sıralı sandalyelerden birine.. Düğmesine basıyorum emektar radyonun. Ses varsa pili de var evet.. Ve sağlam! Çalışıyor yani.. Frekans seçmeye uğraşmıyorum.. Hafif bir cızırtı var ama onu da bu geceki bozuk havaya veriyorum.. Bir türkü.. Benim bildiğim.. Senin de bildiğin.. Eşlik ediyorum kendi makamımla, etrafımda canlı niyetine kimsenin olmamasından faydalanıp.. Yoksa bende biliyorum sesimin güzel olmadığını, sağol..

 

”Mevlam gül diyerek iki göz vermiş,

Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı..

Dura dura bir sel oldum erenler,

Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı..”

 

Tabii ya, iyi bildin, Aşık Mahsuni Şerif.. Hani o bir Mayıs gününde terki dünya eyleyen güzel insan.. Daha sabaha çok var, güneş doğar mı bilinmez yağmurun üzerine ama daha bu yağmura adanacak çok türkü var gecenin içinde, çek bir sandalye yanıbaşıma, gel, sen de dinle dost, geceyi, yağmuru ve türküleri, benimle birlikte.. Yak bir de cigara, eskiden filtreli Bafra vardı bilir misin, içimi sert kokusu keyifti, tüttür gitsin, içmesem de olurum ortak dumanına..

***

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yorum yapmak ister misiniz? »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.