Bugün benim doğum günüm..

-Murat’la aşkın mavisi ve hayatın turuncu zamanları..

 

Sahipsiz zannedilen günlerin her hangi birinde açtım gözlerimi hayata ve dünyaya.. Çığlık çığlığa ben geldim dedim, ben!!!! Sonuçta ve nihayetinde onlarca belki de binlerce canlı hücrenin arasında hedefe ulaşan ve bayrağı ele geçiren, finiş çizgisini gören bendim.. Aylar süren bir bekleyişin ardından tatatataaaaaam! Nirvana! İnsanın hayatındaki ilk galibiyet işte bu.. Ya da galibiyet sandığımız ilk mağlubiyetimiz mi demeli hayata karşı.. Bakmakla ilgili.. Sonra sevinçle alındım kucağa, belki de buruk bir sevinçle, kim bilir, saatlerce çekilen sancının neticesi, kucakdayım işte, hatta birazdan mükafat var, ilk ve aylarca tek içkim olacak olan, ilk alışkanlığım, ilk müptelalığım, iyi sarhoşluğum, anne sütü..

 

Hepimizinki de aşağı yukarı yaşanmışlıkları birbirine benzer hikayeler işte.. Farklı şehirlerde, farklı bedenlerde özneleri farklı yüklemleri farklı olsa da neticeten birbirinin aynı hayatlar.. Bu hayatlarda zaman sayacından akan rakamlar gibi atlıyoruz her sene bir adım öteye.. Ve yıllar yılları kovalıyor.. Kör topal ya da doludizgin..

 

Hatırlar mısın bilmem, çocukken hayat gözümüze ne kadar kolay gelirdi değil mi, ne kadar beyaz, ne kadar saf ve ne kadar temiz.. Siyah beyaz ekranlarda şimdiki kadar gelişmemiş çizgi filmlerin tadında kah dünyayı kurtarırdık, kah dünyayı turlardık bir başımıza.. Hangi erkek çoucğu He-Man olmadı, Voltran diye bağırmadı, Red Kit gibi suçluları kovalamadı, ya da hangi kız çocuğu Heidi yada Şeker Kız Candy olmadı.. Ve diğerleri.. Tabi bir de çocuk aklımızla tahayyül bile edemediğimiz, bu gün bize komik gelen nice şeye hayretler ederdik, şaşkınlıktan ağzımız bir karış açık kalırdı..

 

Gel zaman git zaman çocukluktan çıktık, sivilcelerimiz çıktı, ergen olduk, genç olduk, ilk aşklar, ilk sevgililer, dostluklar, kavgalar, derken yıllar bize sormadan aktı geçti, bak geldik şimdiki çağlarımıza.. Geriye bakınca uzun ince bir yol kat etmişiz, sevgili Aşık Veysel’in dediği gibi gündüz gece.. Kimimize göre sayfalara kitaplara sığmayan, kimine göre ise sadece bir arpa boyu yol almışız..

 

Uzun upuzun hayat yolunda yolcuyuz
Geldik gidiyoruz sonu meçhul bir âkıbete..

 

Yaşanmış yıllar yaşanacak yıllara teminat olmuyor, olamıyor.. Her istediğimiz hayatın gerçekleriyle buluşmuyor, bizim gerçeklerimizse hayata dar geliyor .. Ya planlarımız hayata uymuyor, ya da hayallerimiz gerçekle örtüşmüyor, ya beklenen gelmiyor ya da vaktinden nice sonra geliyor, adına geç kalınmışlığımız diyoruz, ya istenen olmuyor ya da istediğimiz gibi olmuyor, hep bir eksiklik bir yarımlık yarım kalmışlık.. Hayat yolculuğunda belli duraklar ve belli yol ayrımları karşılıyor bizi.. Kiminde durup nefes alıyoruz, kiminde konaklıyoruz bir zaman.. Kiminde yüzümüz gülüyor kiminde gözyaşlarımız sel olup gidiyor..

 

Derken zaman acımasızca yaşanmışlığı çizgiler halinde izler bırakarak yüzümüze, anlamadan dinlemeden geçip gidiyor, kayıp uçuyor, ezip esip geçiyor işte.. Durdurabilmemiz mümkün mü, engelleyebilmemiz mümkün mü, karşı koyabilmemiz mümkün mü.. Daha küçücük bir çocuk değil miydik oysa evin önünde top sektiren misket oynayan ip atlayan? Biz değil miydik annemizin elini sımsıkı tutup bizi ömrümüz boyunca hiç bırakmayacağına inanan.. Ne oldu? Hepsi şimdi birer masal gibi değil mi?

 

Peki ya yaşananları geri alabilmemiz? Hayatımızı geri sarabilmemiz? Hadi döndürsene beni çocukluğuma gücün yetiyorsa!

 

Bize sunulan bir armağan diyoruz kimimiz bu hayatı, yaşamımızı, yaşadıklarımızı, geçmişimizi, bugünümüzü ve geleceğimizi.. İş bu armağanı en güzel şekilde kullanıp zamanı geldiğinde de gerçek sahibine yine en güzel şekilde iade etmek için çabalıyoruz.. Çırpınıyoruz.. Kimimiz ise yaşadığımız bu hayatın bir esaret, çekilmez bir çile, onulmaz yaralar açan bir ceza olduğu konusunda tek fikiriz.. Gelecek günleri endişe, kaygı ve korkuyla bekliyor, acaba daha nereye kadar bu acı, bu ızdırap, bu işkence devam edecek diyoruz.. Bir yanda sonuna kadar beyaz, bir yanda da dibine kadar siyah bir tablo.. Öyle ya da böyle.. Mutlu ya da kaygılı.. Hepimiz haklıyız kendimizce..

 

Sahipsiz zannedilen günlerin her hangi birinde açtım gözlerimi hayata ve dünyaya.. O gün bugün işte.. Bugün benim doğum günüm.. Geride bıraktığım onlarca yıl, hayatımda geriye dönüp baktığımda geride bıraktığım, şimdi yanımda olmayan ya da her şeye rağmen elimi bırakmayan insanlar, sevdiklerim, sevmediklerim, sevemediklerim ve onca yıla sığmış onca yaşam.. Benim hayatım..

 

Hayallerimin ne kadarı gerçek olmuş, ne kadarı beynimin tozlu raflarındaki hayaller sandığında kilitli duruyor.. Pişmanlıklarım, yapmak isteyip yapamadıklarım, cesaretsizliklerim, eksikliklerim, keşkelerim, bunun yanında mutluluklarım, iyi ki dediklerim, hayatımın anlamları, yaşama sebeplerim.. Ağır basanlar hüzün tarafı mı hayatın yoksa gülen yanı mı.. Al bakalım en afillisinden muhasebe zamanı, on puanlık bir uzmanlık sorusu sana.. Bu hayatın ne kadarını kendin için yaşadın, ne kadarını başkalarına feda ettin. O da bende saklı..

 

Murat’la aşkın mavisi ve hayatın turuncu zamanları..

 

Bugün benim doğum günüm.. Ve Ayşen’imin.. Benden tam yirmi yıl sonra dünyaya gelen, ilk göz ağrım, Ayşen’im, senin de doğum günün kutlu olsun canım kızım.. 

 

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yorum yapmak ister misiniz? »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.