Yazılmamışlara yazdım seni, bilinmezlerimde sakladım..

“Aşkın gözyaşları mavi, tıpkı gözlerim gibi..

Zamansız, mekansız..

Vuslatlar turuncu, güneşin ummanlara kavuşma vakti gibi..

Sen mavi, Karadeniz gibi, coşkun, taşkın, telaşlı,

Bense güneş gibi sıcak, sessiz, sakin, aşkın mavisindeki turuncu zamanlar!”

 

***

 

Sana geldim güzel İstanbul.. Aşıkların semti.. Sevgililerin mekanı.. Mecnunların diyarı.. Sana geldim ey şehri İstanbul.. Yedi tepeli kadim şehir.. Üzerinde nice imparatorluklara nice uygarlıklara ev sahipliği yapmış, kentlerinde köylerinde kimbilir kaç çeşit insanlar yaşamış, saraylarından surlarından en kudretli sultanlar padişahlar gelmiş geçmiş, en büyük savaşları görmüş geçirmiş koca şehir.. Sevgilinin gül kokusunu teninde saklayan gizemli İstanbul.. Sana geldim..

 

Sana geldim sevgilim.. Açtım kollarımı, kapattım gözlerimi.. Düştüm sana.. Yürüdüm sana.. Koştum sana.. Sana geldim sevgilim.. Sadece kendim olarak geldim.. Yüreğimdeki eşsiz ve sonsuz sevdamla geldim.. Ellerimde sıcaklığını, gözlerimde varlığını yaşamak için geldim.. Kalbimi ellerine sunmak için, yüreğimi kapına koymak için geldim.. Sana geldim sevgilim.. Gözyaşlarımı deniz yaptım kavuşmaya, aşkın gemisiyle geldim kapına.. Sevdamı pusula yaptım yoluna, bendimi feda ettim uğruna..

 

***

 

Ben geldim gül kokulu sevgilim.. Ben geldim aziz İstanbul.. Mevsim kış değil, aldanma dışardaki yağmura ve kara; mevsim yaz, mevsim bahar, mevsim aşk baharı, aşkımızın baharı.. Üzerimde hasretinin ağırlığı, bitmek bilmez uzun yolların yorgunluğu, sensiz geçip giden yılların kırgınlığı.. Ben geldim..

 

***

 

Neredeyim, hangi semtindeyim koca İstanbul, aziz İstanbul, şehrinin hangi göbeğindeyim, bu yolların nereye çıkar, bu caddelerinin sonu nereye varır, söylesene İstanbul, hangi mevsimdeyiz, hangi yağmurlardayız, ben neredeyim..

 

Hava soğuk.. Soğuktan da öte aslında.. Burnum yanıyor soğuktan, kulaklarım yanıyor.. Kar atıştırıyor sulu sepken.. Ellerim cebimde.. Üzerimde uzun bir kaban.. Islak.. Başımda karlar birikmeye çalışıyor ama sulu sepken bu, izin vermiyor kar tanelerine.. Arnavut kaldırımlı dar bir sokaktan geçiyorum.. Kimbilir hangi tarihten kalma yollardaki taşlar.. Eskinin yorgunluğu var üzerlerinde.. Sağlı sollu arabalar geçiyor yanıbaşımdan peşisıra.. Önceden olsa üzerime su sıçratmasınlar diye kaçınırdım yürürken kaldırımların dükkanlara bakan uçlarına doğru.. Umursamıyorum oysa şimdi.. Komik olurdu zaten değil mi bu halde sırılsıklam birde araçlardan kaçmak.. Yürüyorum sadece..

 

Evlerle bütünleşmiş dar sokakların arasından geçerek geniş bir caddeye çıkıyorum şimdi.. İki üç sıra araçlar yanyana geçiyor şimdi.. Trafik ışıkları, araba kornaları, uzakta bir köşede trafik polisi aracı da var.. Polisler de dondurucu soğuktan araç içinde bekliyorlar belli ki.. Mevsim kış.. Hemen yolun karşısında kaldırım dibinde bir çiçekçi kadın.. Önünde çiçekler.. Naylon sarmış üzerlerine su geçmesin çiçeklerine diye.. Ekmek parası.. Araçların uzakta olduğu vakit geçiyorum karşıya yeşil ışığın yanmasını beklemeden.. Yaptığım yanlış olabilir belki, ama hayatta her şey doğru mu zaten..

 

Çiçekçi kadından turuncu ve mavi renklerde bir çiçek buketi alıyorum.. Yüzünde tebessüm elleri soğuktan renk değiştirmiş.. “Kırmızı vereydim abey” diyor, “yok yok” diyorum, “bunlar iyi”.. Bakıyor yüzüme saf saf.. Gülümsüyorum.. Çiçekler elimde ıslanmasın diye güzelce sarıyor naylona.. Yaptığı işi o kadar itinayla o kadar özenli yapıyor ki, bir ibadet gibi, kutsal bir vazife gibi, seyrediyorum hayranlıkla.. Caddenin hemen sağından dar bir araya giriyorum..

 

Az ilerde eski, boyası dökülmüş alçak bir binanın önündeki balkon saçağı altında sarı tüylü yumak yumak bir kedi ıslanmamanın verdiği ferahlık ve rahatlıkla sorgulayan gözlerle bana bakıyor.. O da şaşkın galiba, halime mi gülüyor ne yapıyor bilmem ki.. Dışardan nasıl görünüyorum acaba? Kedi bile bana böyle bakıyorsa pek iyi olduğunu söylemem mümkün değil.. Kediyi ürkütmeden ve keyfini bozmadan yavaşça geçiyorum yanından.. Hani hiç istifini de bozmuyor kerata..

 

Ayakkabı su geçirmiş.. Ayaklarımın ıslaklığını, çoraplarımın vıcık vıcık olduğunu hissediyorum..Islak ve soğuk.. Üşütmem an meselesi.. Ayaklarımın sızladığının farkında bile değilim.. Hayret..

 

Kendimi küçük bir gazete büfesinin önünde buluyorum.. Büfeci gazeteleri sıra sıra dizmiş tezgahın önüne, üzerlerine o da naylon geçirmiş ekmek teknesinin, ıslanmasınlar diye..Hemen hepsi aynı haberleri veren toplasan iki buçuk gazete çıkacak ama isimleri değişik bir ton renkli kağıt gözümün önünde.. Bir tane gazete alıp katlıyorum ve kabanımın iç cebine koyuyorum.. “Şemsiye vereyim abi” diyor, gazete satan çocuk, “çok ıslanmışsın hasta olursun”.. “Yok”, diyorum, “iyiyim ben, sağol”.. Çocuğun tuhaf bakışları altında ilerden sola dönüyorum.. Soğuk ve karla karışık yağmur sırtıma değil yüzüme doğru esiyor şimdi yine..

 

***

 

Ben geldim gül kokulu sevgilim.. Ben geldim aziz İstanbul.. Mevsim kış değil, aldanma dışardaki yağmura ve kara; mevsim yaz, mevsim bahar, mevsim aşk baharı, aşkımızın baharı.. Üzerimde hasretinin ağırlığı, bitmek bilmez uzun yolların yorgunluğu, sensiz geçip giden yılların kırgınlığı.. Ben geldim..

 

***

 

Göklerin mavi uçsuz bucaksızlığında aradım seni, bulamadım.. Okyanusların koyusundan, en derin yerinden sordum seni, bulamadım.. Gecenin karanlığından, yıldızlardan, aydan istedim seni, bulamadım.. Güneş kaplı kızgın çöllerde su diye diledim seni, bulamadım.. Yollardan, yıllardan dilendim seni, bulamadım.. En yüksek tepelere tırmandım, haykırdım aşk diye seni, ses vermedin sesime, duyamadım, hep istediğim hep özlediğimdin sen, aradım her yanı ama bulamadım.. Bir başıma, ben başıma bir ömürdü yaşadığım.. Yaşadım saymıyorum, boşa gitmiş, heba olmuş, meçhule karışmış zamanlardı sadece harcadığım..

 

Hasretin yağmur oldu gözlerimde yine, aşk büyüdü kor oldu yüreğimde.. Aşkın “sen” halini istedim benliğimde.. Ben sen’i, daha sen yokken sevmiştim.. Rüyalarımda yaşattım, hayallerimde büyüttüm ben seni.. Sen’i diledim, sen’i istedim, sen’i özledim ben, sen bende yokken bile.. Tek sevdam, dilimde ezberim oldun.. Yazılmamışlara yazdım seni, bilinmezlerimde sakladım.. Dualarımda sual ettim seni, kalbime mühürledim aşkımın mührüyle.. Sorgusuz gecelerimin efendisi, bitmez dertlerimin dermanı oldun.. Ruhumun ilacıydın, yaralarımın merhemi.. Ve sen bunlardan habersiz bir hayat yaşıyordun sevgilim, kendi dünyanda, bana rağmen, bensiz..

 

Eski takvim yapraklarını biriktirdim sevgilim yokluğunda.. Kayıp yıllarımın çetelesini çıkardım kendime sayfalarca.. İskambil kağıtlarından fallar açtım bir başıma, hep sen çıktın bir sen çıktın karşıma.. Başım secdeye her değdiğinde ismini fısıldadım Yaradana duayla.. Sahipsiz mısralarımın gizli öznesiydin satır aralarında..

 

İyi ki geldin sevgilim demeyeceğim sana.. Neden geç kaldın sevgilim, neden bekledin bunca zaman, neden koydun beni ben başıma bir ömür boyunca sensiz? Neden sensizliğine zindan ettin beni yıllarca? Gelişine destanlar yazdım ben, senin için ağıtlar yaktım, duymadın mı, bilmedin mi, hissetmedin mi? Senin için döküldü gözyaşlarım, sanaydı benim bütün haykırışlarım, hiç mi girmedim uzun gecelerde hayallerine, düşlerine? Bütün sevdaların toplamı bir sen etmedi sevgilim, bütün aşkların çarpımı senin saçının bir tek teli etmedi.. Neden geç kaldın sevgilim bana? Neden bekledin yıllarca?

 

Güneşin doğuşu gibi oldu bana gelişin, yağmurlardan sonra rengarenk gökkuşağıyla birlikte çıkıp her yeri aydınlatan güneş gibi.. Gelişin bayramım oldu.. Güneşim oldun benim; karanlığımın aydınlığı, yarın için umut ışığım oldun.. Hani geldin ya; küçük bir çocuğun en büyük sevinci gibi pır pır attı kalbim.. Hani geldin ya; bütün çiçekler kendi rengine döndü, bütün renkler daha canlı oldu gözümde.. Hani geldin ya; biraz daha geç kalsaydın nefessiz kalırdım ben sevgilim, onu öğrendim.. Ne çok özlemimdeymişsin, ne çok hasretimde.. Bir de bunu belledim..

 

***

 

Ben geldim gül kokulu sevgilim.. Ben geldim aziz İstanbul.. Mevsim kış değil, aldanma dışardaki yağmura ve kara; mevsim yaz, mevsim bahar, mevsim aşk baharı, aşkımızın baharı.. Üzerimde hasretinin ağırlığı, bitmek bilmez uzun yolların yorgunluğu, sensiz geçip giden yılların kırgınlığı.. Ben geldim..

 

***

 

Gökyüzünde, tam tepede güneş bütün haşmetiyle parlıyor.. Sımsıcak bir günün en terli vakitleri.. Üzerimde kısa kollu bir gömlek, rengarenk, mavisi, moru, kırmızısı, turuncusu.. Altımda bir kısa pantolon, çıplak ayaklarımda terlikler.. Güneşle denizin birleştiği bir sahil kenarında yürüyorum.. Deiniz mavi, masmavi, bir çarşaf gibi uzanmış boylu boyunca.. Üzerinde insanlar, vapurlar, balıklar ve dahi kuşlar.. Güneşin aksi pırıl pırıl parlıyor denizin üzerinde..

 

Yürüyorum.. Ayaklarımın arasına kum taneleri doluyor.. Gülümsüyorum.. Hemen ilerde bir sarı kedi, yumak yumak, gözleriyle beni süzüyor.. Sanki bir yerlerden hatırlıyor gibiyim bu kediyi.. Gülümsüyor bana.. Eğiliyorum, kaçmıyor benden, burnuna bir fiske vuruyorum hafiften, atıyor kendini yere, oyun istiyor belli ki.. Biraz sevip devam ediyorum yürümeye sahil boyunca..

 

Önümde bir ufak çocuk annesine sesleniyor, üzerinde kısacık bir şort, teni çıplak, güneşten yanmış, elinde bir plastik top, arkadaşları hemen gerisinde onu bekliyor, “tamam anne, gelecem birazdan, az daha oynayım nolur, nolur,” diyor.. Annesi “hadi gel acıkmışsındır,” diyor, “bir şeyler yiyelim sonra yine gidersin”.. Bakıyorum, geride yemyeşil ağaçların altında piknik yapan, eğlenen insanlar.. Denizle yeşilliğin arasında çok az mesafe.. Yeşil, maviyle içiçe.. Turuncu güneşte hemen üstlerinde..

 

Sahile vuran denizin dalgaları ayağıma doğru geliyor.. Serin serin.. O kadar güzel bir duygu ki.. Kumların üzerine yazılmış isimler, çizilmiş kalpler, denizin suları arasında yada ayak izleriyle birlikte silinip gidiyorlar.. Ne çok isim, ne çok kalp var bakıyorum da sahile.. Ve sahipleri.. Her yanımda sevgililer, denizde cıvıl cıvıl yüzüp oynamaktalar..

 

Çiçekçi kadın.. Hadi canım.. Burada? Yok artık, yok, yok bir oyun olmalı bu.. Ya da bir şaka.. “Geldin mi abey” diyor bana, sanki beni yıllardır tanıyormuşçasına samimi sesiyle.. “Hoşgeldin güzel abim.. Al bakalım mavi turuncu çiceklerini, para istemez, benden benden”, diyor.. Şaşkınlıkla ağzım açık bakıyorum öylece.. “E hadi yakışıklı abim ne duruyorsun alsana”.. Teşekkür ediyorum çiçekçi kadına, birbirimize gülümseyerek ayrılıyorum ellerimde çiçeklerle..

 

Çiçekleri kokluyorum, “sen” kokuyor hepsi sevgiyle.. Sen.. “En sevdiğim”!

 

***

 

Zaman gelmiş zaman geçmiş ayrılmış yollar biz istemesek de..

Bir bakmışsın bir takvim yaprağında görmüşsün adımı bir gün..

Hatırlar mısın beni o an bir tebessümle,

Yoksa sıradan bir isim olarak mı kalır aklında, hafızanda sadece..

Bilmiyorum.. Zaman.. Hayat.. Sen.. Ben..

Tükenip gidenlerden mi oluruz seninle biz,

Yoksa yürekte çoğalanlardan mı..

Bilmiyorum.. Sen.. Ben.. Biz.. İkimiz..

Gece gibi karanlık mı olur sonumuz,

Yoksa gün gibi güneş gibi sonsuz ve aydınlık mı..

Gölgelere mi sığınırız sevgilim,

Yoksa mecnun olup yüreklere mi sığmayız?

Sen.. Ben.. Biz..

 

***

 

http://www.dailymotion.com/video/x9htnw_grup-gundoyarken-ellerimde-cicekler_music


Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yorum yapmak ister misiniz? »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.