Yenilmiş Yunan askerleri gibisin arkadaşım, denize denize dökülüyorsun..

Aşkın varsa eğer bir kuralı, o da ya seversin, ya da sevmezsin/sevemezsin, hepsi bu kadar. Bunun bir ortası yok, ama fazlası vardır mesela her zaman, örneğin artık sevmez ama nefret edersin.. Varlığına tahammül bile edemezsin.. Veya varlığı da yokluğu da senin için hiç bir anlam ifade etmez artık sevgilinin.. Ne sevincindir yüzünde bir gülümsemeyle, ne de gözyaşında bir damla.. O’na yüklediğin her şey bir bir silinmiştir hafızandan.. Artık O da farksızdır sokaktaki herhangi bir yabancıdan.. Anlarım ki o zaman, bitmiştir, yitmiştir, sona gelinmiştir, yoktur bir çıkar yolu, yoktur devamı, yoktur bir adım sonrası.. Ne anlamı ne de gereği vardır boş yere daha fazla birbirini yıpratmanın..

Ama dersen ki “ne olursa olsun, ne kadar kırmışsak da birbirimizi, ne kadar incitmişsek de sevgimizi, sonu meçhul olsa da, yarını olmasa da, yine de ben çok seviyorum seni, hem öyle büyük bir aşk ki bu içimdeki, sevgin yokluğunda dahi azalmadan artıyor her dakika, her anımda, orada olduğunu nefes aldığını kalbinin kim için olduğu önemli değil sadece attığını bilmek bile huzur veriyor bana, ama sevdiğim senle ben yapamayız asla, senin renklerin karışıp tek renk olmaz benim rengimle, siyahla beyaz gibiyiz seninle, geceyle gündüz, iki ayrı meyvayız elmayla armut gibi, yok sevdiğim biz birarada olamayız..”

İşte şimdi dur bakalım biraz orada güzel arkadaşım! Sana öğretilen ya da senin bildiğin aşkı ucundan kenarından azıcık sorgulayalım seninle..

Nasıl bir aşkmış bu sendeki böyle yahu? Sahi sen aşkı ne zannediyorsun? Senin için aşk nedir, sevmek nedir? İki üç süslü cümlenin ardına saklanıp sayfalar dolusu edebiyat yükleyip heybene kendin bile inanmadığın sosu bol sözler söyleyip ahkam kesmek mi? Zoru gördüğünde güçlüklere göğüs gerip savaşmak yerine mazeretperver korkak askerler gibi ardına bakmadan yaka yaka yıka yıka kaçmak mı? Mücadele etmek yerine yeter ki ben sağ kalayım da ardımda kalanlara n’olursa olsun ben mi düşüneceğim diye dualar ederek kendi bencilliğinle hep geri geri gitmek mi?

Aloooo, yenilmiş Yunan askerleri gibisin arkadaşım, denize denize dökülüyorsun da ardında seni denize dökmeye meyletmiş kimse yok ki bu kadar yakıp yıkmak ne diye..

Eski devirlerde üzeri aşk ile mühürlü mektuplar varmış sadece, uzak diyarlardaki sahibine kimbilir kaç zamanda giden, bazen de yollarda kaybolup yiten, buram buram hasret kokan, sevgili kokan, aşk kokan, gözyaşıyla ama sevgiyle yoğrulu mektuplar.. Çaresizlik, umutsuzluk, uzaklardaki sevgilinin yaşayıp yaşamadığından bile bihaber olarak yıllar ve hatta bir ömür geçirmek varmış.. Şimdiki zamanda öyle mi ya? Olsa olsa kaçak güreşmektir şimdi senin bu yaptığının adı benim kitabımda.. Eski çağlarda mı yaşıyoruz be arkadaşım? Ne sen Leyla’sın, ne de ben Mecnun.. Kerem ile Aslı yokluk zamanlarında sevmiş birbirini, Ferhat ile Şirin de; tamam ama ne gereği var yüzyıllar öncesini günümüze taşımaya, ne gerek var şimdi sebepsiz angaryalara, benliğimi yokluğa yerleştirip kendini yormaya..

Kendin yazıyorsun ikimizle ilgili bütün senaryoları, kendin oynuyorsun üstelik bana dahi sormadan benim rolümü de çalarak tek başına tam kadro..

İyi de arkadaşım ne ben aşılması güç çöllerdeyim, ne de sen Kaf dağının ardında.. Bir terslik yok mu sence de bu davada?

Önce neyi istediğini bilecek insan, sonra da kimi istediğini.. Değil mi ya, mücadele edilecekse, savaşılacaksa, savaşmak gerekiyorsa eğer korkup kaçmamak, hele savaş alanını terkedip kaçtıktan sonra dürbünle savaş alanını gözetlememek, sıkıştığında karşındakini suçlamamak, bir gün öyle bir gün böyle olmamak gerek.. Kimbilir belki de en önemlisi bu; bir gün öyle bir gün böyle olmamak, her zaman kendin olmak, başkalarının hayatını yaşamamak, başkaları için yaşamamak, başka maskelerin, başka yüzlerin, hatta başka bedenlerin ardına sığınmamak gerek..

Üstelik gözler senin olduktan sonra nereye nasıl gizleneceksin, hangi perde seni saklayabilecek bu da bir gerçek.. Bir gözün açık körebe oynuyorsun bir başına, tek başına oynuyorsun arkadaşım, bir baksana etrafına, ebe sensin fakat nasıl ebeleyeceksin, nereden bulacaksın beni oynanan oyundan benim dahi haberim yoksa..

Yoksa sen sevginin büyüklüğünü ayrılığımızın kaç gün sürdüğüyle, ayrılığa kaç gün dayanabildiğinle mi ölçüyorsun? Aşkın mezurası yoktur be arkadaşım, bırak, sayma günleri de geceleri de, hepsi helali hoş olsun sana..

Aşk yürek ister arkadaşım, yüreksizliğe dar gelecek kılıflar aramak değil.. Aşk cesaret ister arkadaşım, korkaklığını iki süslü cümlenin ardında gizleyip kendini kolsuz kahraman ilan etmek değil! Aşk emek ister arkadaşım, duvarlarında örümcek bağlamış yalnızlıkları bahane ederek çekip gitmeleri, kaybolup yitmeleri değil.. İyisi mi sen önce neyi ve kimi istediğine bir karar ver..

Yordu beni kaçak güreştiğin bu macera.. Olacaksan gölgenle değil, ister sevgili, ister bir arkadaş, dost ol, ama illa varlığınla ol bundan sonra yanımda!

Yaşamak istiyorsan yürek burada, kalp burada, aşk burada, sevda burada.. Yalan hiç olmadı, olmayacak da bu aşkta.. Ben buradayım sonuna kadar, Allah’ına kadar.. Hodri meydan arkadaşım.. Eğer istemiyorsan da yol burada, arşın burada, Halep orada.. Ya gel, ya da git artık ömrüm boyunca, çıkma karşıma bir daha bu beden nefes aldıkça razı değilsen ne aşkıma ne de dostluğuma.. Ama daha fazla yıpratma.. Beni.. İçimdeki seni.. Bu sevgiyi..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yorum yapmak ister misiniz? »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.