Zamansız bir öyküde sahipsiz saatlerdeyim..

Dün gece esrarengiz bir düş gördüm rüyamda.. Hayra yor.. Gözlerimi kapatıp uyumak için uzanmışım yatağıma boylu boyunca.. Hani rüya bu ya, gözümü açıp tavana baktığımda gökyüzünü görüyorum, uçsuz bucaksız gökyüzü gündüz mavisinden gece mavisine dönmüş, yıldızlar ayın etrafını sarmış, ahenkle dans ediyorlar.. Pırıl pırıl bir gökyüzü ışıl ışıl aydınlatıyor uyku adayı gözlerimi.. İlgiyle izliyorum bu eşsiz seramoniyi yatağımda.. Saçlarıma hafif hafif esen bir meltem rüzgarı gibi kulağıma bir ses çalınıyor neden sonra uykumun kaçmasına sebep..

“Nerdesin mavi… Nerdesin… Kafam senin tabirinle “bin beşyüz”! Of…. Ayıldığımda pişman olucam bunları yazdığım için.. Ahh.. Kafam böyle bin beşyüz olmasa zor yazardım bunları ya, neyse.. Koyverdim gitti işte.. Mavi.. Ne diyebilirim ki.. Gülüyosun şimdi bana, biliyorum, ayyaş diyorsun belki, de, ne dersen de.. Seni seviyorum..”

Canı yanmış, acı çeken bir insan sesi gibi, belli.. Merak ediyorum.. Üzerime alınıp, etrafıma bakınıyorum karanlığın içinde seçebildiğim kadarıyla, yok yok hayır, yalnızım ben odada.. Gölgemi bile göremiyorum, baksana o da terketmiş beni bu gece, yıllık izinde mi yoksa kerata, bilmiyorum ki, benden de izin almadı giderken, düşün işte, o denli yalnızım bu gece.. İyi ama nereden geliyor şimdi bu ses kulaklarıma.. Üstelik devam ediyor yankılanmaya meçhul ses bütün hücrelerimde.. Hoşuma da gitmiyor değil hani ne yalan söyleyeyim.. Hele de son cümle.. Cevap veriyorum kulağımı dolduran meçhul sese yine aynı fısıltıda sahipsiz bir kaç mısrayı da sahiplenerek hırsızca.. “Kimle içtiğin” değil, “Kime içtiğin”den ser hoş olursun.. Ve sen de bana sarhoş olmuşsun işte! Miras değil, alın teridir, korkma, helal olsun, helali hoş olsun..

Bazıları ayık zihinle sırlarını paylaşmaktan çekinir, kimbilir belki de korkarmış yapacakları itirafın yanlış anlaşılacağından; bunun için de sarhoş olmayı seçerlermiş kendilerine cesaret ilacı babında.. Bazılarının en büyük korkusu da dilinden ayıkken söyleyemeyeceği sözleri sarhoşken kaçırmakmış.. Hem ne diyebilirim ki ben sana ey kulağımdaki ses; ayyaş desem, ayyaş değilsin, belli, içkiye değil bana sarhoş olmak için içmişsin sadece ve takdir etmem gerek bunu da pekala becermişsin, kafan güzelce..

“Doğru düzgün yazamıyorum bile, parmaklarım karışıyo.. Bi şişecik bira bu hale getirir mi insanı, hayret… Mavi, sadece şunu bil tamam mı, seni sevdim, sevmekten hiç vazgeçmedim.. Ama… Amasını sen de biliyorsun.. Çok acıtıyoruz birbirimizi çok.. “

Kulağımdaki ses bana seni sevdim diyor, kulağımdaki ses bana seni sevmekten hiç vazgeçmedim diyor.. Doğruluyorum yatağımdan, yavaşça pencereye varıyorum, pencereler açık sonuna kadar, dışarda yağmur var sağanak halinde, rüzgar perdeyi odanın içine içine savuruyor acımasızca, ama hayret, üşümüyorum hiç üzerimde yalnızca ince bir beyaz atlet olduğu halde.. Ellerimi uzatıyorum yağmura doğru, ama ıslanmıyorum, ben yağmuru beklerken avuçlarımda, yağmur duruyor, güneş doluyor avucuma, güneş açıyor gecenin koynuna.. Gecenin bir yarısı güneş açıyor evet.. Güneşin ayla dansı var şimdi, o kadar güzel, o kadar ihtişamlı, o kadar sıradışı ki.. Seyrederken görüyorum ki etrafım bir sandaldaymışçasına gözün görebildiğince masmavi denizle kaplanmış, suya vuruyor ayla güneşin aksi çarşaf çarşaf.. Ayla güneşi birleştiren bir gökkuşağı çıkıyor ardından gökyüzünün mavisiyle denizin mavisinin kaynaşıp bir olduğu noktadan.. Muhteşem bir renk cümbüşü; görmek gerek, tarifi mümkün değil.. Rengarenk.. Kırmızı, beyaz, sarı, mavi, turuncu, mor.. Gökkuşağına dikip gözlerimi, sesleniyorum kulağımdaki sese, yine üzerime alınıp içimi ısıtan bu sevgi sözcüklerini ve bende şaşıyorum birbiri ardına dudaklarımdan dökülenlere; ben de, diyorum, ben de seni seviyorum, ben de vazgeçmedim senden asla..

“Uyuz biranın yaptığına ver ve kızma bana, senin bana kızmana dayanamıyorum. Seni sevmeye devam edeceğim. Şükrüye Tutkun’un da dediği gibi, gücüm yetene kadar”

Demiştim hani rüya bu ya, tam da o anda Şükriye Tutkun başlıyor çalmaya arka fonda, “Gücüm yetene kadar..” Ürperiyorum, ne tuhaf bir durum değil mi, dönüp bakıyorum ardıma, hayır, ne bilgisayarım açık, ne de müzik sistemi.. Ama odamı doldurup geceme, gecenin sesine ortak oluyor ferah sesiyle Şükriye Tutkun karanlığın koynunda.. “Bilsen şimdi nerdeyim çılgın gecelerdeyim, uzun bir seferdeyim gücüm yetene kadar. Gonca güllerim vardı burcu burcu kokardı, rengi soldu sarardı sevip tutana kadar .*”

“Herşey dönüyo.. Offf bi minik bira bu kadar fena yapar mı ya.. Maviiiiii.. Uyuz adam.. Uyuzların uyuzu.. Seni çok seviyorum, duyuyor musunnnn.. Uyumalıyım artık.. Yazmamalıyım bunları sana.. Başım dönüyo zaten o biçim.. Hadi durdur beni bay çok bilmiş… Uyuyayım artıkkk”

Kolumu kaldırıp saatime bakıyorum; ne akrep var saatimde, ne de yelkovan.. Duvara bakıyorum, aynı, masadaki saate uzanıyorum, aynı.. Oyun gibi.. Şaka gibi.. Bütün saatler birbirinin tıpkısı bu gece.. Akrepsiz ve yelkovansız.. Anlıyorum ki zamansız bir öyküde sahipsiz saatlerdeyim.. Sonra kulağıma gelen sesler yazıya dönüşüp bir şerit gibi geçiyor gözümün önünden, hani yabancı filmlerde olur ya, türkçe altyazı hesabı.. O zaman bir şey daha farkediyorum, cümlelerin sonu iki noktayla bitiyor genelde.. İki nokta.. Gülümsüyorum..”Çok bilmiş” olmak mı daha iyidir yoksa “filozof” olmak mı diye geçiriyorum içimden gayri ihtiyari nerden çıktıysa şimdi bu karşılaştırmayı yapmak gecenin bu vaktinde.. Yok, yok, henüz bir karar verebilmiş değilim, hala düşünüyorum üzerinde!

“Seni çok seviyorum.. Çooookkk.. Bunu kazı kafana”

Arada bir kaç şey daha var kulağıma çalınan, fakat net gelmediğinden kulağıma o söylenenleri algılayamıyorum, çözümleyemiyorum, anlayamıyorum, duyamıyorum.. Belki de sevgi sözcüklerinin ağırlığı ve hafifliğinin cazibesinden olacak ki başka birşey duymak istemiyorum artık.. Kimbilir.. Yeniden uzanıyorum yatağıma.. Ve gün doğuyor üzerime bir vakit sonra.. Telefonumun alarmının kaç zamandır değiştirmediğim şarkısıyla uyanıyorum saat sabahın tam altısında.. “Aramadığım yer kalmıyor seni, sabahtan yatana kadar, bana göre sürer gider sönmez bu sevda, ikimizi de yakana kadar..” **

*Şükriye TUTKUN : Gücüm yetene kadar

**Soner SARIKABADAYI : Pas

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yorum yapmak ister misiniz? »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.