Vız gelirdi dizinin kanaması, yüreğinin kanamasının yanında..

En sevdiğin oyuncağın bir gün kırıldığında, ya da ne bileyim bozulduğunda ne kadar üzüldün, ne kadar ağladın sen de küçücük bir çocukken bütün dünyayı kendinden ibaret sanan her çocuğunki gibi o engin yüreğinle değil mi? Ama bir süre sonra acısı geçti, unuttun bile belki de o en sevdiğin oyuncağı.. Çünkü kırılmıştı bir kere, çünkü bozulmuştu bir kere ve artık o en sevdiğin oyuncağın değildi, olamazdı da bundan sonra.. Onunla oynadığın zamanlar geride kalmıştı artık.. Kişisel tarihinde tebessümle hatırlamak istediğin bir sayfa.. Anlıyorsun değil mi?

***

Hadi gel Karadeniz’im, gel seninle yeşile ve maviye boyalı çocukluğuna doğru kısa bir yolculuk yapalım.. Her şeyin çok daha güzel olduğu, taş duvarlar arasında, bilgisayar başında değil de sokak ortasında çocuk olunan o unutulmaz güzel yıllara.. Hani yorulup susayınca Hatice teyzenin elinden kana kana buz gibi su içtiğin, oyun oynadığın yerden eve kadar gitmeye üşendiğin için hemen oracıkta evi olan Fadime ninenin üstü sana yağ ve reçelli ev ekmeğini ballandıra ballandıra yediğin o siyah-beyaz yıllara.. Arkadaşlarınla misket, saklambaç, sobe, birbirdir, uzun eşek, minyatür kale maç oynadığın o masum o saf yıllara..

Mahalleden en sevdiğin arkadaşını hatırla şimdi.. Hatırladın mı? Bütün bir günü birlikte geçirir yine de doymazdınız birbirinize.. Diğer arkadaşlarınız sizi kıskanır, yapışık ikizler gibi birbirinizden ayrılmamanıza içten içe hayran olurlardı.. Arkadaşın yanlışlıkla elini kestiğinde sen de parmağını keserdin acısına ortak olmak için, üstüne bir de parmaklarınızı birleştirip kan kardeşi olurdun ömür boyu dost kalabilmek için.. Birbirinize asla ve asla yanlış yapmamak için.. Ama arkadaşın, ama sırdaşın, ama en iyi dostun masum aklının sana bellettiğine göre sana en büyük kazığı atıp gitmişti değil mi?

Hani biz dosttuk? Hani bir ömür boyuydu? Hani ayrılmak hani unutmak yoktu kan kardeşim?

Hatırlar mısın, bacaklarınızda kısa pantolonlar, tek sermayeniz yamalı plastik topla teke tek ‘maç’ oynuyordun arkadaşınla.. Sadece ikiniz vardınız.. Lisenin bahçesinde o zaman şimdiki çirkin beton bina yoktu, çoğu yeri toprağa karışmış çim saha vardı sana o yaşlarda koşmakla bitmeyen, kocaman görünen.. Beyaz boyalı, ağları yırtık kalenin içine uzanmıştınız ikiniz de sonra, ellerinizi boynunuzda kenetlemiş, gökyüzüne bakıyordu gözleriniz yırtık ağların ardında.. Tam tepenizde masmavi gökyüzünde güneşe doğru yolculuk yapıyordu cıvıl cıvıl kuşlar..

Arkadaşın da çok uzaklara, başka bir şehre yolculuk yapacak, çok yakında gidecekti.. Taşınıyordu ailesi.. O da gidiyordu mecburen.. Oysa hiç istemiyordu gitmeyi.. Seçme şansım olsa hep kalırım diyordu..  Hani arkadaşın yemin etmişti.. Hani sen yemin etmiştin.. Asla unutmak yoktu.. Birbirinize yazacaktınız.. Hatta arkadaşın ailesini kandıracaktı, geri döneceklerdi bir süre sonra.. Ya da bir yaz sen gidecektin onun yanına bir yaz da o gelecekti.. Hani sen takılıyordun ‘’İstanbullu oldun olm sen de artık, ne döncen’’ diyordun ona..

Ve gitti.. Binip gittiği arabanın ardından soluğun kesilene kadar, gözyaşlarını fora edip yere düşüp kapaklanana kadar koştun..  Dizin kanıyordu ama hissetmiyordun bile. Yüreğinin kanamasının yanında vız gelirdi dizinin kanaması.. Ya kan kardeşin? Sana adresini bile göndermedi gittiği yerden.. Ne bir mektup, ne bir haber, ne bir telefon.. Yollarınız ayrılmıştı, kaderleriniz ayrılmıştı..

Yıllar sonra bir gün onunla tekrar karşılaşacak, ama ikiniz de birer yabancı olacaktınız birbirinize.. O karşılaşmanızda içinde yıllardır birikip bir kenara gizlenmiş öfkenin, kırgınlığının, üzüntünün artık yerinde olmadığını hissetmiştin değil mi.. İşte şimdi yıllar sonra da olsa sadece dizi kanayan bir çocuktun.. Ötesi yoktu.. Unutmuştun.. Çocukluğun çocukluğunda özgür kalmıştı..

***

Bir kitap alırsın eline, okumak için.. O kadar hoşuna gitmiştir, o kadar sevmişsindir ki o kitabı, elinden düşürmez, bitmesini istemezsin, hiç bitmesin dersin.. Ama diğer yandan sonunu da merak edersin içten içe, sonu geldiğinde o çok severek okuduğun kitabın kapağını kapatıp kitaplığına veya özensizce bir köşeye kaldıracağını, artık bir daha okumayacağını bildiğin halde.. Ve düşündüğün gibi de olur, her ne kadar kitabın sonu seni şaşırtacak bir finalle bitmiş olsa da, her ne kadar böyle bir finali hiç aklından bile geçirmemiş olsan da.. Bilirsin ki bir kere okunan kitaptan ikinci defa aynı tadı alamazsın bir daha.. Hatta ve hatta finali bile değişmiş olsa.. Tecrübenle sabittir.

***

SEVDİĞİM SÖZLER: Seveceksen yalnız kaldığında aklına geleni değil, hiç aklından çıkmayanı seveceksin. (Can Yücel)

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yorum yapmak ister misiniz? »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.