Diyorsun ki gittim ben, ”‘elveda”, tek satırla..

(Gidiyor musun sen şimdi..)

Diyorsun ki gitmem lazım, yeni bir dünya kurmam lazım kendime. Silmem lazım hafızamda kalan her şeyi, geçmişimdeki, dünümdeki bugünümdeki bütün insanları, ve dahi seni de.. Diyorsun ki yeni şarkılar lazım bana, söylenecek.. Yeni yollar lazım nereye çıkacağını bilmediğim ama gidilmesi gereken.. Diyorsun ki yetişmem lazım güneşin yeniden doğacağı o şehre.. Görmem lazım güneşi bütün haşmetiyle..

(Bir bahar yağmuruydun diyorum ardından.. Yağdın, ıslattın ve bittin.. Bittin mi peki gerçekten? Kendine bunu soruyor musun?)

Bilmiyorsun ki, peşine düştüğün, alabildiğine çekici gelen aslında mutsuzluk.. Bilmiyorsun ki, kaçmaya çalıştığın bütün geçmişin peşinden gelecek gittiğin yere.. Hem de senden önce! Bilmiyorsun ki gördüğün rüyanın en güzel yerinde kabuslara çeviriyorsun düşlerini..

(Bir insanın hayatına girmek aslında ne kolaymış.. Aynı beğenilerin olduğu aynı hayallerin kurulduğu birkaç gülümseme yetiyormuş.. Sonrasında kendini yeni bir aşkın kucağında buluyormuş insan.. Ve yeni aşk, beraberinde kısacık güzel düşler getiriyormuş.)

Diyorsun ki buraya kadarmış.. Senin suçun yok bu gidişte.. Onurlu savaşçılar gibi bugüne kadar ki tüm savaşlarımı kaybettiğimi hesap edip, başım dik şerefli bir gidiş bu.. Eksik yönlerimi bulmak, tamamlanamamışlıklarımı tamamlamak için gidiyorum..Diyorsun ki kendi hayatıma bir başkaldırı bu gidişim, kendime olan isyanım bu gidişim.. Sen olmasan da ben yine gidecektim..

(Söylediğin sözlerinin hepsine inanmayı istedim. Sorgulamak istemedim asla seni. Hesap sormadım. İnandığım tek şey aslında hiç sahip olamadığım ‘aşk’ındı.)

Bilmiyorsun ki, kaçmaya çalıştıkça yalnızlık bulacak seni.. Elinde kalacak tek şey ıssız yalnızlığın.. Böğründe bir hançer gibi, şakağına dayanmış bir silah gibi vuracak seni yalnızlığın.. Bir ufacık kandırılmışlık sadece senin aradığın.. Bilmiyorsun ki, elinden kayıp gidiyor tutunamadığın hayatın..

(Kısa bir misafirlikti seninkisi. Her an gideceğine hazır bir şekilde bekliyordum zaten. Sonuna kadar bağlamamaya çalıştım ümitlerimi o nedenle sana. Ve hazırdım bir sabah esintisinde yada bir akşam üstü serinliğinde gitmene.)

Diyorsun ki bıktım karanlığın koyusunu yaşamaktan.. Bıktım lal olmaktan, lal rollerde oynamaktan.. Bıktım kabullenişlerimden, dört duvar arasındaki kaderimden.. Bıktım gözyaşıyla uyumaktan, gözyaşıyla başlamaktan yeni güne.. Diyorsun ki yenilmek olmamalı bir kez olsun bu gidişimin sonu..

(Bu gidişin bana çok şeyi de öğretti. Koşulsuzca bir sevdayı yaşamanın mümkün olmadığını. Yetinmeyi öğretti en çok. Kendini kandırmayı bir de.)

Bilmiyorsun ki, umutlarını bir bir kendin tüketiyorsun avuçlarında.. Gitmek şart değil hayata meydan okuman için.. Ve gidişin yine değil midir bir nevi kabullenişin? Nerede kaldı senin hayran kaldığım o deli cesaretin, sağlam yüreğin? Bilmiyorsun ki, sonu olmayacak bu göçebeliğinin..

(Gidiyorsun demek. Sana gitme diyecek halim yok. Yüreğinin bir süre nefes aldığı geçici bir konaklıktım ben. Sana gitme demek de haddim değil. Ama sevdim seni. Bütün hücrelerime, son zerreme kadar sevdim hem de. Senin de beni sevdiğini düşünerek sevdim.)

Diyorsun ki gittim ben, ‘‘elveda’’, tek satırla, ayrılığın en yalın şarkısıyla.. Bilmiyorsun ki, bu elveda dediğin yürek fark edemediğin ve bir daha yaşayamayacağın bir aşk sunmuştu sana bütün dünyasıyla..

Ayrılık da sevdaya dahil diyordun ya.. Peki madem..

Uğurlar olsun gidişin!

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yorum yapmak ister misiniz? »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.