Masal masal içinde

-Kandırdığın Sadece Kendinsin-

‘‘Güzeldik senle ben

Biz olmasak da güzeldik yan yana

Sen şimdi iste, tüm zaferler senin olsun

Tebrikler olsun gidişine

Ve teşekkürler

Varsa verdiklerine

Ama avucumda dünyayla gelmiştim

Görmedin ki

Hiçbir şey vermemek için hiçbir şey almadınki

Çocukluğumu sundum sana

Yüzümde bayramlık sevinci

Bi sigara içimi daha kalmadınki..’’*

Bir varmış, bir yokmuş.. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini şıngır mıngır sallar iken, masallar ülkesinin birinde, güzel gözlü güzel yüzlü bir ahu dilber yaşarmış. Med-cezirlerle dolu bir ilişkisi varmış bu dilberin. Ayrılıklarla barışmalarla dolu bir aşkmış. Bu ülkede bir de masalımızın diğer kahramanı olan çoban varmış. Onunda uzun süre önce bitirdiği bir ilişkisi varmış. Ama yaralarının kabuklarını koparmaya çalıştıkça hala kanadığını fark eder kimseyi onun yerine koymaya cesaret edemez yalnız başına kökünü kazıyamadığı acılarıyla yaşarmış.

Dilberin med-cezir ilişkisinde ayrı olduğu bir dönemde bu ikisinin yolları kesişmez mi.

Bir süre dost olarak devam eden görüşmeler birbirlerini tanıdıkça nasıl olduğunu anlayamadan aşka dönüşüvermiş. Dilber çobanla aşırı derecede ilgileniyor, çobanın gönlünü fethediyormuş. Çoban önceki ilişkilerinde yaşayamadığı duyguları yaşamaya başlamış. Dilber çobanı hiç yalnız bırakmıyor, her fırsatta görüşüyorlarmış. Çoban da kavalıyla en güzel aşk şarkılarını söylüyormuş bu güzel gözlü güzel yüzlü ahu dilbere. Doludizgin bir ilişki yaşıyorlarmış ve her ikisi de bunu dile getirmekten hiç çekinmiyorlar, her fırsatta birbirlerine ilan-ı aşk ediyorlarmış.

Bir hayal deryasında yaşıyor gibiymiş çoban. Öylesine mutluymuş öylesine seviyormuş ki. Kendisini bu kadar mutlu eden bu insanın hayatı boyunca aradığı diğer yarısı olduğunu düşünüp, geçte olsa yine de O’nu bulduğu için sevinirmiş. Geçmiş ve gelecek o günde harmanlanıp sadece bu güzel dilberde vücut bulmuş çoban için.Ömründen ömür, gönlünden sırça köşkler vermiş dilbere.

Gel zaman git zaman, ağustos böceği yine yan gelmiş yatarken, sözünü ettiğimiz dilberin tavırları konuşmaları hareketleri değişmeye başlamış bizim çobana karşı. Çoban, konunun ne olduğunu anlamaya çalışadursun, ahu dilber med-cezir davranışlarına devam ediyormuş. Kimi zaman sanki hiçbir şey yokmuşçasına her şey günlük gülistanlıkken, kimi zaman da uzun süreli görüşmemeler başlamış. Hep bir bahanesi varmış bir sebebi varmış ama dilberimizin.

Çoban, bu davranışların ahu dilberin daha önce tamamen bitirdim dediği ilişkiden kaynaklandığından şüphelense de, dilberimiz bunu da hep inkar etmiş. Aşkından gözü kör çobanımız, fazla üstüne gitmemiş, sorgulamamış, ince eleyip sık dokumamış. Dilberin aşk sözleri öylesine başını döndürüyormuş ki, aklına hiç kötü bir şey getirmiyormuş. Sevmeseydi onun yanında ne işi vardı dermiş dilberimiz, aşkından şüphe etmemesini söylermiş çobanımıza.

Bu arada dilberimizin med-cezirleri iyiden iyiye çoğalmış. Bir günü bir gününü tutmaz olmuş. Çobanımız yanlış anlaşılmaktan korktuğu için susmayı tercih etmiş. Uzaktan uzağa gelişmeleri takip etmeye, beklemede kalmaya karar vermiş. Davranışlarını, konuşmalarını ölçmeye başlamış dilberin.

Gün dönmüş, gece olmuş.. Çoban, fark etmiş ki dilber ilk başta sevdiği kadından çok uzakta. Sanki o sevdiği güzellik gitmiş, yerine hiç tanımadığı ama aynı sevgi sözcüklerini tekrar eden yabancı biri gelmiş. O sürekli görüşmeye can atan sevgilinin yerinde yeller esiyormuş.

Bu zaman diliminde, dilberimiz iki defa bu ilişkiyi bitirmeye teşebbüs etmiş, fakat biraz çobanın ısrarı üzerine ve biraz da konuşup birbirlerini çok sevdiklerini kabul ederek devam etmişler.

Sonra, çoban çıkamamış bu kısır döngüden. Bu defa sebeplerini anlatarak o gitmek istediyse de, dilberimiz buna izin vermemiş. Böyle düşünceleri kafasından atmasını, onunla mutlu olduğunu söyleyip durmuş. Çobanımız da yanık aşk türkülerine kavalından devam etmiş.

Görüşmeleri eskisi gibi değilmiş ama artık. Çok daha az görüşüyorlar, görüştüklerinde de pek bir şey konuşamıyorlarmış. Çoban dilberin gözünde eski aşk pırıltılarını göremez olmuş. Yapmacık bir sevgi gösterisini üzüntüyle izliyormuş. Dilberimiz med-cezir davranışlarına devam ediyor ve bunlara da kendince sebepler bulduğu için çobanın bir şey sormasına fırsat tanımıyormuş.

Yağmurlu bir akşam üstü, çoban dilberi düşünürken bir haber güvercini gelmiş gagasındaki mektubu bırakıvermiş çobanın önüne. Çoban heyecanla açmış parşömeni, merakla okumaya başlamış.

Okumuş. Tekrar okumuş. Belki on kez okumuş çoban aynı satırları. Dilber yaşattığı bütün güzellikler için teşekkür ediyor, hayatına yeni bir yön çizmesi gerektiğini yazıyor, bittiğini haber veriyor ve ben gidiyorum diyormuş.

Çoban olduğu yerde geriye doğru yaslanmış. Aslında buna benzer bir şeyi bir süredir bekliyormuş. Sadece dilberin kendisinden duyacağını tahmin ediyormuş. İki satır mektupla her şeyi bitireceğini düşünmüyormuş. Çünkü özellikle son günlerde dilberin med-cezir ilişkisine yeniden döndüğünün ve dilberin kendisini masal ülkesindeki herhangi biri olarak gördüğünün ve bunu da iyiden iyiye belli ettiğinin farkındaymış. Sessizce izleyerek bu işin ucunun nereye varacağına bakıyormuş çobanımız.

Üzülmüş bizim deli çoban her şeye rağmen. Güvendiğine üzülmüş. Sevdiğine üzülmüş. Kandırıldığına üzülmüş. Kendisinin kısacık bir öğle uykusu gibi düşünülmesine, bir bahar yağmuru gibi görülmesine üzülmüş. Yalancı sözlere üzülmüş. Ve haberci güvercini azat etmiş. Yazmamış tek satır cevap dilbere. O’nu o med-cezir ilişkisiyle baş başa bırakıp, aynı acıyı aynı masal ülkesinde ikinci kez yaşadığı için ve bunun böyle olacağını çok önce fark ettiği halde sevgi sözcüklerine kandığı için kendisine kızarak almış kavalı eline, o söylemiş masal ülkesinin insanları dinlemiş. Söyledikleri dilberinde kulağına gitmiş mi bilinmez ama çoban kendisine yapılan bu ikiyüzlülüğe çok içerlemiş.

Gökten üç elma düşmüş çobanın payına.. Birinde ayrılık, birinde yalan, birinde de ikiyüzlülük yazıyormuş. Almış kabul etmiş üçünü de, koymuş cebindeki gözyaşları, aldanmalar ve ihanetlerinin yanına ve vurmuş kendini yeniden yollara, gökkuşağına olan inadına inancıyla.. Dilberse kendini ait hissettiği, başından beri zaten vazgeçemediği, yalnızca kendini kandırdığı med-cezir aşkıyla kalmış..

Masalımızın ana fikri tamamen bitmemiş bir aşkın üzerine yeni bir aşk olmazmış.. Aldanmamalıymış bir çift güzel söze, her şeyi iyice ölçmeden biçmeden, karşındakini gerçek kişiliğiyle tanımadan.. Gerisi hava cıvaymış :)


‘‘Sana cesaret vermesin çaresiz kalışım

Şimdilik çok güzelsin ve sen kazandın

Bir gün pişman olup beni ararsın

Unutma ben o artık eski ben değilim.


Ben değilim sana şarkılar yazan

Ben değilim hasretinle yanan

Ben değilim yokluğunda ağlayan

Unutma ben o artık eski ben değilim..’’**


*çağrı – bi sigara içimlik (şiir)

**murat – ben o eski ben değilim

Bu masalla birlikte dinlenebilecek diğer şarkılar:

Serdar Ortaç-Adam Gibi

Serdar Ortaç-Hadi Git

Serdar Ortaç-Dert Gecesi

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yorum yapmak ister misiniz? »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.