Hoş geldin, gözlerime resmini çizdiğim..

Günler, günleri kovalıyor, hayat sakin ve sessiz, olağan akıyordu sen gelmeden önce ..

Güneş görevini hiç aksatmıyor, mevsimler sırasını hiç şaşmıyor, yağmurlar yine aynı ıslatıyor arnavut kaldırımlarını, kar taneleri aynı güzellikte süslüyordu ağaçları..

Bende senden öncesi var mıydı sanki sevgilim?

Nasıl bir tekdüzelikti bu hepsi birbirinin kopyası sakillikte..

Benim miladım, benim hayatım, benim ömrüm, benim günüm, dünüm, bugünümün başlangıcı sensin..

Seninle hayat buldum ben, seninle can buldum..

Senden önceki hiçbirşey, bana ait değildi, senden önce hiçbirşey tam değildi bu bedende..

 

Hayat akıp gidiyordu kendi halinde, hep aynı telaşlar içinde..

Ve ben senden habersiz yaşadım bunca sene, bunca mevsim, bunca gün, bunca an..

Yoktun..

Hayatımın var olma sebebi de yoktu.. Hayatımın bir anlamı da yoktu.. Hayatımın renkleri de yoktu.. Gökkuşağından mahrumdu siyah beyaz küçük dünyam..

Siyahım soluk, beyazım donuk, yüreğim buruktu yıllar ve yıllarca..

Gecem karanlık, günüm bulanık, bedenim sarhoşluklarda..

 

İnsan farkında olmadığı, varlığını bilmediği hiç bir şeyin özlemini, hasretini, tasasını, derdini çekmezmiş..

Bilmiyordum!

Belki gizli gizli hep içimde sakladığım, hep olmasını istediğim, roman kahramanlarının, film karakterlerinin o yalın, o sade, duygusal, şiir sözlü hayal ürünü gölgelerin varlığı gerçekle düş arasına sıkışıp kalmış yansımasına masum bir özlem vardı içimde benim bile bilmediğim..

Sen neredeydin sevgilim de ben sensiz ama sana bilmediğim dillendiremediğim bir özlemle hasret kaldım, bu kadar zaman bir başıma, kendi başıma..

Ya düşümde hayalimde, ya duamda dilimde, ya gözlerimin ferinde, neredeydin sevgilim ben senleyken sensizliğinde..

Daha fazla gecikseydin beklediğim, nice olurdu benim halim, ne olurdum sensizlik denizindeki bu kör girdapta..

Bilmiyorum!
Devamı >> Hoş geldin, gözlerime resmini çizdiğim…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Sosyal medya hayatımızın neresinde?

 

Günümüzde internet başında geçirilen vakit giderek artıyor.

Aslında adına internet denilen asosyal bir bilgi denizinde kürek çekiyoruz ama ne hikmettir ki tüm dünyanın ortak ifadesiyle biz buna sosyalleşme diyoruz.

Yapılan iş tamamen sanal bir dünyada gerçeklik hikayeleri..

Hiç kuşkusuz bunda facebook, twitter, 4square, google+, bing, tumblr, flickr, linkedin, gibi sosyal medya araçlarının rolü yadsınamayacak kadar fazla.

Özellikle büyük oyuncular facebook ve twitter sosyal medyada büyük bir paya ve etki gücüne sahip.

Peki gerektiğinde en kolay, en etkili ve direk iletişim sağlayan bu sosyal medya araçlarını ne kadar yerinde kullanıyoruz?

Sosyal medya hayatımızın neresinde?

***

Facebook’un kurucuları acaba bu uygulamayı ilk hazırladıklarında ya da yayına verdiklerinde dünya çapında ses getirecek kadar etkili ve milyarla ifade edilen kullanıcı sayısına ulaşacaklarını hiç hayal yada tahmin etmişler miydi?

Ya twitter?

Sadece 140 karaktere sıkıştırılan bir mikro blog sitesi olarak yola çıkan ama bugün yeri geldiğinde gündem yaratan, gündemi belirleyen, gündemi değiştiren, insanları yönlendiren, ses getiren, ünlü ünsüz hemen herkesin kullandığı bir sosyal medya aracı haline gelen twitter kullanıcı dostu arayüzü, basit kullanımı ve erişim kolaylığı ile diğer sosyal medya araçlarından ayrılıyor ve onlardan bir adım öne çıkıyor.

***

İnsanların düşüncelerini ifade edebilmeleri, fikriyatlarını yazıya dökebilmeleri sosyal medya sayesinde artık çok daha kolay..

Beğenilerimizi, beğenmediklerimizi, şikayetlerimizi, isteklerimizi artık sosyal medya ile direk muhataplarına da iletebiliyoruz.

İşte bu birebir diyalog kurabilme imkanı da sosyal medya araçlarını cazip kılan bir diğer olgu..

***

Akıllı telefonların artık daha çok kişiye ulaşması da sosyal medya kullanıcılarının sayısını da olumlu yönde etkilemekte.

Şöyle ki, bugün akılı cep telefonlarının hemen hepsi facebook ve twitter entegre edilmiş olarak geliyor veya telefon üzerindeki market üzerinden ücretsiz olarak direk telefonunuza indirebiliyorsunuz.

Gerek İOS, gerek blackberry OS, gerek android, gerekse symbian işletim sistemli telefonlardahemen hepsi mevcut..

Son kullanıcıya ise sadece kullanıcı adı ve şifresini girmek kalıyor.

Sonrası artık kullanıcının sosyal medyadan ne kadar faydalanmak istediğine bakıyor.
Devamı >> Sosyal medya hayatımızın neresinde?…

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Oğlum Efe ve arkadaşı Pepee..

Bir akşam iş dönüşü eve geldiğimde küçük oğlum Efe’nin televizyonun başında pür dikkat bir çizgi film izlediğini gördüm.
Kendisini öyle kaptırmıştı ki hem seyrediyor hem de gülüyordu..
Merak edip baktığımda bunun bir çizgi animasyon olduğunu farkettim.
Dizideki bütün isimler Türk ismiydi, müzikler Türkçe idi, dahası konular ve diyaloglar çok sıcak, eğlenceli ve çok içimizdendi..
İşte benim Pepee’yle tanışmam bu şekilde oldu..
Artık evde olduğum zamanlar birlikte TRT Çocuk kanalını açarak Pepee’nin birbirinden güzel ve eğitici maceralarını zevkle izliyoruz.
Ancak şu sıralar biraz sıkıntımız var, ben 19.00′da günün gelişen haberleri izlemek istiyorum o ise Pepee’nin yayınlanacak yeni bölümünü..
Tatlı bir kumanda savaşı yaşıyoruz evde..

***

Peki kim bu Pepee? Nereden çıktı bu şapkalı küçük velet?

***

Pepee, tamamen yerli bir animasyon dizisi..
TRT Çocuk kanalında yayınlanıyor.
Yapımcısı Ayşe Şule Bilgiç aynı zamanda senaryoyu da hazırlıyor, müzikleri ise sevgili Kıraç’a ait.
Dizideki bütün seslendirmeleri de çocuklar yapıyor.
Dizinin adı ana karakteri Pepee’den geliyor..
Pepee, 4 yaşında konuşma zorluğu çeken bir erkek çocuğu, ancak ilerleyen bölümlerde bu konuşma zorluğunu yavaş yavaş aşmaya başlıyor..
Benim için bir diğer önemi ise 5 yaşındaki oğlum Efe’nin de konuşma zorluğu çekiyor olması, cümle kuramadığı, kelimeleri söyleyemediği için hem tedavisine devam ediyor, hem de özel eğitim alıyoruz..

***

Hani şimdiki çocuklar çok şanslı diyoruz ya, gerçekten öyle..
Bizim zamanımızda sadece Amerikan, Japon ve İngiliz yapımı çizgi filmler vardı.
Onların kültürlerini ve yaşantılarını anlatan çizgi filmler izleyerek büyüdük hepimiz..
Oysa Pepee, tamamen kendi kültürümüzü, kendi yaşantımızı anlatıyor.
Yani o içimizden biri..
Devamı >> Oğlum Efe ve arkadaşı Pepee…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.