Yeni yıl, yeni umutlar.. Mutlu yıllar..

Takvimin son yaprağı düşüyor bu gece..
Ömrümün son yaprağını bilmiyorum ne zaman nerde, hangi meçhul hadisenin devamında yitireceğim..

İnsanlar niye sahteliklerini giyer üstüne..
Gülmek, eğlenmek diye!!

Hep eğlenerek başlarlar, hep şikayetlerle bitirirler niyeyse!!!
Bak bakalım geriye düşen takvim yapraklarıyla neler düştü gitti senden..
Nelerimizi kaybettik, nelerden vaz geçtik, her yeni yılda neler terk etti bizi..

Muhasebe vakti, bir bir sayıp hesapları devredeceğiz degilmi .. Neredeydik nereye gelmişiz şimdi…

Çok mu karamsar oldu, desene hiç mi güzellikler, sürprizler, mutluluklar kazanımlar olmadı sende..

Olmazmı gülüm oldu tabi, hep tarttım, ölçtüm biçtim, hep kısa çöpler çıktı bahtıma.. Şansıma mutluluklar hüzünlere dönüştü, ben benden gider oldum.. Bak gençliğim bile her yaprak taneleriyle bırakıp gidiyor beni..

Vur patlasın, çal oynasın diyenlere acıyorum şimdi, zamanın geçtiğine böylesi sevinirken finale yaklaşıyoruz degil mi..

Bak bakalım ömründen giden senelere..
Neler kattı yaşamına dahası neler doldurdun heybene, taşınmaz ağırlıklarından kurtulma vakti..
Devamı >> Yeni yıl, yeni umutlar.. Mutlu yıllar…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Yazılmamışlara yazdım seni, bilinmezlerimde sakladım..

“Aşkın gözyaşları mavi, tıpkı gözlerim gibi..

Zamansız, mekansız..

Vuslatlar turuncu, güneşin ummanlara kavuşma vakti gibi..

Sen mavi, Karadeniz gibi, coşkun, taşkın, telaşlı,

Bense güneş gibi sıcak, sessiz, sakin, aşkın mavisindeki turuncu zamanlar!”

 

***

 

Sana geldim güzel İstanbul.. Aşıkların semti.. Sevgililerin mekanı.. Mecnunların diyarı.. Sana geldim ey şehri İstanbul.. Yedi tepeli kadim şehir.. Üzerinde nice imparatorluklara nice uygarlıklara ev sahipliği yapmış, kentlerinde köylerinde kimbilir kaç çeşit insanlar yaşamış, saraylarından surlarından en kudretli sultanlar padişahlar gelmiş geçmiş, en büyük savaşları görmüş geçirmiş koca şehir.. Sevgilinin gül kokusunu teninde saklayan gizemli İstanbul.. Sana geldim..

 

Sana geldim sevgilim.. Açtım kollarımı, kapattım gözlerimi.. Düştüm sana.. Yürüdüm sana.. Koştum sana.. Sana geldim sevgilim.. Sadece kendim olarak geldim.. Yüreğimdeki eşsiz ve sonsuz sevdamla geldim.. Ellerimde sıcaklığını, gözlerimde varlığını yaşamak için geldim.. Kalbimi ellerine sunmak için, yüreğimi kapına koymak için geldim.. Sana geldim sevgilim.. Gözyaşlarımı deniz yaptım kavuşmaya, aşkın gemisiyle geldim kapına.. Sevdamı pusula yaptım yoluna, bendimi feda ettim uğruna..

 

***

 

Ben geldim gül kokulu sevgilim.. Ben geldim aziz İstanbul.. Mevsim kış değil, aldanma dışardaki yağmura ve kara; mevsim yaz, mevsim bahar, mevsim aşk baharı, aşkımızın baharı.. Üzerimde hasretinin ağırlığı, bitmek bilmez uzun yolların yorgunluğu, sensiz geçip giden yılların kırgınlığı.. Ben geldim..
Devamı >> Yazılmamışlara yazdım seni, bilinmezlerimde sakladım…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Kendi küçük dünyanda sen yine sen başına..

Selam arkadaş, nasılsın görüşmeyeli? Aydededen en derin selamlar getirdim sana.. Ben mi? Naparsın, iş güç kariyer cazibe yahşi durumları işte.. Alçak sürünmeye devam güzel ülkemin topraklarında..

 

Havalar yaz gününden farksız bugünlerde.. Yağmur yok, soğuk dersen pek az, bahar havası yaşıyoruz Aralık sonunda.. Bilmem sen de hatırlar mısın, havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun diyen bir Hülya Uğur vardı vakti zamanında Star ekranlarında, Ağustos ayında kar yağdırmıştı hani bir gün.. Dumur etmişti hepimizi.. Güzel kadındı yine de vesselam.. Geçende bir kanala konuk olacaktı bak, kaçırdım, yıllar sonra yeniden izlemek isterdim tekrar.. Kar yağar mı acep buralara da arkadaşım bu kış? Ağustos ayı da değil.. Bildiğin Aralık.. Kara kış hesapta.. Yılbaşı da geliyor bak.. “Yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsun, yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl sizlere kutlu olsun”.. Vardı öyle bir şarkı ben küçükken, ilkokulda söylerdik hep beraber, siyah önlüklerimiz vardı bizim, hey gidi günler, şimdi hala var mıdır acaba? Ne mavi önlük zamanlarına yetişebildim ne de şimdiki gibi cicili bicili kıyafet zamanlarına.. Tozlu tebeşirler kara tahta.. Ha bir de kocaman cetvellerin sivri yerleriyle sıra dayakları, ellerimiz mosmor küçük kalplerimiz şaşkın.. Nostalji vakitlerimdeyim şimdi, eski günlerimi çocukluğumu yadediyorum, şimdi git sen, sonra gel bir ara, elleşme..

 

Gel hadi gel, fazla nostalji yapmayalım şimdi, dalarsam çıkamam bir daha..

 

Gündem yoğun.. Neden bahsetmeli bilmem ki sana.. Ermenilere soykırım yapılmadı diyen herkesi hapse atmayı planlayan kaçık ve erotik Fransız dilberlerini duymuşsundur.. Her gece rüyalarımı süslüyor Sarkosi ve tasarıyı onaylayan meclis üyelerinin renkli dantellileri.. Aşık oldum ben galiba! Devletimin büyükleri ne düşünür bilmiyorum ama bütün Türk erkekleri adına sayın devlet büyüklerimden rica ediyorum, bize bir gece için randevu alsınlar bu Fransız dilberlerinden, hepsini çok jötem biz, gerekirse Ermeni kocalarından da izin istesinler, parası neyse onu da veririz, fazlasıyla, valla bak, Türk lokumunun tadına bir baksınlar eminim bir daha asla Ermenilerin altına yatmazlar..
Devamı >> Kendi küçük dünyanda sen yine sen başına…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.