YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN..

2011 yılı artık kapımızda sevgili dostlar.. Yeni yıla sadece ve sadece bir kaç saat kaldı artık.. Yeni yıl, yeni umutlar demek.. Her şeye yeniden başlayabilmek için bir fırsat demek.. Hepinize tüm sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz mutlu, huzurlu, sağlıklı, başarılı, bütün dileklerinizin kabul olacağı ve dilediğinizce paralı (ehe ehe) bolca da umut dolu ama mutlaka aşka boyalı yeni bir yıl diliyorum. Bütün dileklerinizin gerçekleşmesi dileğiyle yeni yılınız kutlu olsun.. Mutlu yıllar..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Öyle bir geçer zaman ki…

Gazeteci-yazar Can Dündar‘ın televizyonlarda fenomen haline gelen Kanal d’de yayınlanan Öyle bir geçer zaman ki dizisi ile ilgili Milliyet gazetesinde yayınladığı 26 Aralık 2010 Pazar tarihli köşe yazısı.. Bir dizi üzerinden günümüz profili.. Ben çok beğendim, umarım siz de beğenirsiniz..


Pek dizi seyreden biri değilim. Fakat her sohbette adı geçmeye başlayınca merak edip “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”ye bir takıldım, bir daha bırakamadım.
Gerçi süresi uzun, planları ağır, kimi karakterleri abartılı, her bölümü gözyaşı garantili, ama bu geniş ailede yaşananların birçok evde karşılığı var.
Aile denen “müesses nizam”ın bir fiskede nasıl tuzla buz olabileceğini ve o fiskenin sıradan hayatlarda nasıl bir zelzeleye yol açabileceğini kanıtlıyor.
Dizideki her ikili ilişki, hayatımızdaki bir sırrı çözüyor sanki:

* * *

ALİ ile CEMİLE: Ali, gemi kaptanı… Cemile onu bekleyerek 4 çocuğunu büyüten bir ev kadını… Yorgun bir ilişki… Mecburi mutsuzluğa çocuklar için katlanır gibiler. Bu tabloyu, Ali’nin hayatına giren bir kadın parçalıyor. Ve aynı yastıkta yaşlanacak ikili, o yastıkla birbirini boğacak hale geliveriyor.
Devamı >> Öyle bir geçer zaman ki……

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?

Vız gelirdi dizinin kanaması, yüreğinin kanamasının yanında..

En sevdiğin oyuncağın bir gün kırıldığında, ya da ne bileyim bozulduğunda ne kadar üzüldün, ne kadar ağladın sen de küçücük bir çocukken bütün dünyayı kendinden ibaret sanan her çocuğunki gibi o engin yüreğinle değil mi? Ama bir süre sonra acısı geçti, unuttun bile belki de o en sevdiğin oyuncağı.. Çünkü kırılmıştı bir kere, çünkü bozulmuştu bir kere ve artık o en sevdiğin oyuncağın değildi, olamazdı da bundan sonra.. Onunla oynadığın zamanlar geride kalmıştı artık.. Kişisel tarihinde tebessümle hatırlamak istediğin bir sayfa.. Anlıyorsun değil mi?

***

Hadi gel Karadeniz’im, gel seninle yeşile ve maviye boyalı çocukluğuna doğru kısa bir yolculuk yapalım.. Her şeyin çok daha güzel olduğu, taş duvarlar arasında, bilgisayar başında değil de sokak ortasında çocuk olunan o unutulmaz güzel yıllara.. Hani yorulup susayınca Hatice teyzenin elinden kana kana buz gibi su içtiğin, oyun oynadığın yerden eve kadar gitmeye üşendiğin için hemen oracıkta evi olan Fadime ninenin üstü sana yağ ve reçelli ev ekmeğini ballandıra ballandıra yediğin o siyah-beyaz yıllara.. Arkadaşlarınla misket, saklambaç, sobe, birbirdir, uzun eşek, minyatür kale maç oynadığın o masum o saf yıllara..
Devamı >> Vız gelirdi dizinin kanaması, yüreğinin kanamasının yanında…..

Bu yazıyı sevdiklerinle paylaşmak ister misin?
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.